Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Fıkıh Köşesi | Soru ve Cevap Detayı

Tarih   : 19.03.2009 21:26:59
Yazan  : evren böge
Soru No : 262

Soru   :
elimizdeki buğdayı harman zamanı geri almak üzere versek ve bunu alış-veriş veya borç niyetiyle yapsak her birinin hükmü ne olur? “ribe’n-nesîe” veya “karz” ne demektir?

Cevap Tarihi : 04.04.2007
Cevap :
Okurumuzun sorduğu soruya cevap vermek için önce vadeli faiz demek olan “ribe’n-nesîe” konusuna, sonra da “karz” yani borç hususuna değinmemiz gerekmektedir.

Ribe’n-Nesîe:

Faizin haram oluşu Kur’an, Sünnet ve İcmâ-i Ümmet ile sabittir. Faiz, yalnız bizim şeriatımızda değil, önceki Peygamberlerin şeriatında da yasak kılınmıştı.

Faizin haram kılınmasının hikmeti; insanların aldatılmalarını önlemek, onlara gelebilecek zararı def etmektir. Bu konuda müsamaha edilecek olunursa, insanların birbirlerini sömürmelerine ve rıza harici mallarını almalarına izin verilmiş olur ki, bu da caiz değildir.

• “Hikmet” ile “illet” birbirine karıştırılmamalıdır.

Hikmet; şârii (hüküm koyucuyu), hüküm koymaya sevk eden asıl sebep olup, bu konulan hükümden hedeflenen en son gaye ve hüküm koyucunun hüküm koyarken gerçekleşmesini veya ikmalini istediği maslahat veya ortadan kalkmasını veya azalmasını istediği mefsedettir.

İllet ise; üzerine hükmün bina edildiği, var olduğunda hüküm de var olan, bulunmadığında hüküm de bulunmayan, hükmü tarif eden zahir, açık bir vasıftır.

Hükmü bu vasfa bağlamakla hüküm koymaktan beklenen maksada, hedefe yani hikmete ulaşılmış olur.
Bilinmelidir ki hüküm, hikmetlere göre verilmez, illetlere göre verilir.

Mesela; şarabın yasaklanmasının hikmeti; insanların sıhhatini ve onları diğer canlılardan ayıran akıllarını korumaktır. İlleti ise; o madde içerisinde sarhoş edici unsur olan alkolün var olmasıdır. Buna binaen, alkolü ihtiva eden her nesne, İslâm’da haram kılınmıştır.

• Faizin illeti hadis ile sabittir. Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Altın altın karşılığında; ağırlık ölçüsü ile peşin olarak, misli misline satılır, fazlalık faizdir. Buğday buğday karşılığında peşin olarak ölçekle misli misline satılır, fazlalık faizdir. Arpa arpa karşılığında peşin olarak ölçekle misli misline satılır, fazlalık faizdir. Hurma hurma karşılığında peşin olarak ölçekle misli misline satılır, fazlalık faizdir. Tuz tuz karşılığında peşin olarak misli misline satılır, fazlalık faizdir.” (Müslim)

• Hanefî âlimleri; yukarıdaki hadîs-i şerifi esas olarak “Karşılıklı satılan mallarda ‘cins ve ölçek-tartının (kadr)’ bulunması faizin illetidir.” demişlerdir.

• Bu iki illet bulunduğunda alış-verişteki malların eşit ve alış-verişin de peşin olması gerekmektedir. İlletlerden biri bulunur diğeri bulunmazsa malların eşit olmadıkları halde peşin olarak alım-satımı caiz; fakat vadeli alım-satımı haramdır.

• Alış-verişteki mallarda “cins ile kadr” illeti beraber bulunur, mallardan biri diğerinden fazla olup alış-veriş de peşin olduğu takdirde oluşan faize “ribe’l-fadl” denir.

Mesela; buğdayla buğdayın değiş-tokuş şeklindeki alım-satımında, her iki malın eşit ve peşin olması lazımdır. Çünkü illetlerden “cins” yani iki malın da buğday olması, hem de “kadr” yani her iki malın ölçekle satılması illetleri mevcuttur. Bu iki illetin bulunduğu mallar ancak peşin ve eşit olursa satışları caizdir.

• Alış-verişteki mallarda “cins ile kadr” illeti beraber bulunduğu takdirde, bu iki mal eşit olsa bile, iki maldan birinin peşin, diğerinin vadeli olması halinde, hükmen bir fazlalık olacağından buna vadeli faiz olan “ribe’n-nesîe” denir.

• Vade olmasından kaynaklı faiz olan “ribe’n-nesîe” de, “cins ile kadr” illetlerinin her ikisinin de birlikte bulunması gerekmez. Bu iki illetten birinin bulunması, “ribe’n-nesîe” olması için yeterlidir.

Mesela; arpa ile buğdayın değiş-tokuş şeklindeki alım-satımında, “kadr” yani her iki malın “ölçekle” satılan mallar olması illeti bulunduğundan, her iki mal eşit miktarda da olsa vadeli alış-verişi sahih olmaz. Çünkü bu durumda “ribe’n-nesîe” olur. Ama bu durumda alış-veriş peşin olursa caizdir.

• Sayı, arşın, metre ile satılan mallar eşit de olsalar vadeli olursa “ribe’n-nesîe” olur. Mesela; beş metre kumaşı, altı metre kumaşa veya bir yumurtayı iki yumurtaya satacak olursa, peşin olduğu takdirde caizdir. Ama alış-veriş vadeli, yani mallardan biri peşin diğeri borç olacak olursa, miktarlar eşit de olsalar, ödeme zamanının farkından doğacak hükmî fazlalıktan dolayı “ribe’n-nesîe” olur.

• Tartı ile satılan mallar, yine tartı ile satılan mallar karşılığında vadeli olarak alınıp satılamazlar. Cinsleri değişmiş olsa da hüküm değişmez. Meselâ: kilo ile satılan demir, yine kilo ile satılan pamuk karşılığı vadeli olarak alınıp satılamaz.
Aynı şekilde zeytinyağı ve peynir gibi tartıyla satılan malların, tartıyla satılan başka mal karşılığında birisinin peşin, diğerinin veresiye olarak satılması caiz değildir.

• Buğdayın zeytinyağı karşılığında vadeli satılması caizdir. Çünkü zeytinyağı ile buğday arasında hem “cins” birliği hem de “kadr” yani ölçü veya tartı birliği yoktur. Çünkü buğday ölçekle, zeytinyağı ise tartıyla satılan bir maldır.

Karz:

“Karz” yani borç; mislî olan bir malı, benzerini geri almak üzere başkasına vermektir. “Karz” yani borç isteyenin; “benzerini iade etmem şartıyla bana bu malı verir misin?” veya “bana borç ver” demesi, borç verenin de “borç verdim” veya “sana ödünç olarak verdim” gibi ifadeleriyle borç akdi yapılmış olur.

• Bu tip borç alıp-verme, mislî olan mallarda sahih olur. Mislî mal; standart olup da birbiriyle aynı olan veya aralarında fazla bir değer farkı olmayan mallara denir.

Mesela; yumurta kendi arasında veya ceviz kendi arasında taneleri birbirinden farklı olabilir. Ancak bu fark basittir. Birinin fiyatı, diğerinden farklı olmadığından, mislî olarak kabul edilmiştir. Gümüş, altın, ölçekle satılan buğday ve arpa, tartıyla satılan şeker, et ve benzerleri, adet olarak satılan yumurta, adet veya tartı ile satılan ekmek, sayısı ve vasfı belli standart kâğıt ve benzerleri gibi malların borç olarak alınıp-verilmesi sahihtir.

• Borç, misli ile tazmin edilir, yani geri ödenir. Alınan malı tekrar geri öderken ödenecek malın alındığı zamana oranla değerinin artmış olmasına veya düşmüş olmasına itibar edilmez.

• Borçlu olan kişi, borcunu geri öderken ödediği mal asıl ödemesi gereken miktardan biraz fazla olur ve bu fazlalık ayrı ayrı terazilerde tartıldığında birinde belirir, diğerinde belirmeyecek derecede olursa, bu fazlalık hükümsüz olduğundan verilebilir. Ve alacaklıya da bu fazlalığı alması caizdir. Ayrıca altın veya gümüşü geri öderken sarraf terazilerinde ki 1 ml. fazlalığın bir zararı yoktur. Ama 1 gr. fazlalık caiz değildir.

• Borçlu olan kişi, borcunun süresi dolmadan borcunu ödeyecek olursa, alacaklı kabul etmek zorundadır.

• Mislî olan mallar, birbirlerinden farklı olur da ve bu farklılık kıymete yansıyacak olursa, o zaman o mal mislî olmaktan çıkar.

Mislî olmayan mallarda bu çeşit borç sahih olmaz ve bu mallara da “kıyemî” mallar denir. Kıyemî mal; çarşı ve pazarda standart olarak bulunmayan, her biri ayrı ayrı değer taşıyan mal demektir.

Mesela; odun, hayvan, gayrimenkul gibi fertleri birbirinden farklı olan mallar kıyemîdir. Çünkü bir benzerini iade etmek mümkün değildir.

Sonuç olarak:

Yukarıdan da anlaşılacağı üzere; gelecek yıl harman zamanı vermek üzere alınan, ölçülen, tartılan, sayılan vb. mislî olan mallar borç alıp-verme niyeti ile alınıyorsa caizdir ve geri ödeme zamanı geldiğinde ise borç olarak alınan malın mislini vermek gerekmektedir. Ama bu mallar alış-veriş niyeti ile alınıp veriliyor ise o takdirde “ribe’n-nesîe” olacağından haramdır. Önemli olan, niyetin borç alıp-verme veya alış-veriş niyeti olup olmadığıdır.

Faydalanılan Eserler:
el-İhtiyâr, c.1, s.413.
İbn-i Âbidîn, Alış-Verişler, Ribâ ve Karz babları.



Fıkıh Soruları Ana Sayfası
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 52 Toplam : 1947193                   Moderatör : Erol ŞEN |