Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Fıkıh Köşesi | Soru ve Cevap Detayı

Tarih   : 20.03.2009 13:20:51
Yazan  : AYNUR BAK
Soru No : 106

Soru   :
kocanın kadın üzerindeki hakkı nedir? İslâm’da kadının erkeğe itaatinin boyutlarını nedir?

Cevap Tarihi : 14.11.2007 20:28:34
Cevap : Aşağıda vereceğimiz cevap okunurken şu hususlara dikkat edilmesi gerekir.
- Verdiğimiz cevap genel manada olup, normal şartlarda yapılan ve normal seyrinde devam eden evlilikler için geçerlidir.
- Aşağıdaki hususlar, koca tarafından herhangi bir şer’î ihlal olmadığı zaman geçerlidir.
- Aşağıdaki hususlar, şeriatın kadına boşanma hakkı tanıdığı durumlar dışındaki hâllerde geçerlidir.
- Evlilik öncesi ve evlilik sonrası olacak özel durumlar ayrıca değerlendirilecektir.

Kadının Kocasına İtaati:
Kadın kocasına karşı itaatkâr olmalıdır. İslâm’a göre kadın ve erkek birbirlerinin yardımcıları ve dert ortaklarıdır. Ailenin haricî işlerini yüklenen, evin geçimini temin eden ve her türlü ihtiyacı gidermeye çalışan erkek olduğu için kadın kocasına karşı davranışlarında son derece dikkatli olmalıdır.
Cenâb-ı Hakk, sâliha kadınları vasfederken şöyle buyurmuştur: “…İyi kadınlar, itaatkârdırlar. Allah''ın (kendilerini) koruması sayesinde onlar da gaybı (korunması gerekli olanı) korurlar…” (en-Nisâ, 4/34)
Rasûlullah (s.a.v); “Kadının boynunda en büyük hak sahibi olan kocasıdır; erkeğin boynunda en büyük hak sahibi olan da annesidir.” buyurmuştur. (Kenzü’l-Ummâl)
Rasûlullah (s.a.v); “Bir kimsenin başka bir kimseye secde etmesini emretseydim, kadının kocasına, ona olan büyük hakkından dolayı secde etmesini emrederdim.” buyurmuştur. (Ebû Dâvûd)
Rasûlullah (s.a.v) buyuruyor ki: “Kadınların en hayırlısı; baktığın zaman seni sevindiren, emrettiğin zaman sana itaat eden, ondan uzak olduğun zaman kendi nefsini ve senin malını koruyandır.” (Müslim)
Ebû Hureyre (r.a) anlatıyor: “Ey Allah''ın Rasûlü, hangi kadın daha hayırlıdır?” diye sorulunca Rasûlullah; “Kocası bakınca onu sürura gark eden, emredince itaat eden, nefis ve malında, kocasının hoşuna gitmeye şeyle ona muhalefet etmeyen kadın! diye cevap verdi. (Nesâî)
Ahmet b. Hanbel’in rivayet ettiği bir başka hadis ise şöyledir: Rasûlullah (s.a.v); “Bir kadın beş vakit namazını kılarsa, Ramazan orucunu tutarsa, mahrem yerini (haramdan) korursa ve kocasına itaat ederse, ona; ‘Cennete hangi kapısından dilersen gir!’ denilir.” buyurmuştur.
Rasûlullah (s.a.v); “Cehennem halkının ekseriyetini kadınların teşkil ettiğini gördüm. Sebebi de, çok lanet ederler ve kocalarına karış küfrân-ı nimette bulunurlar.” (Buhârî)
Hz. Âişe (r. anhâ) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v) buyurdular ki: Eğer bir kimsenin bir başkasına secde etmesini emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim ve eğer bir erkek karısına kırmızı bir dağdan siyah bir dağa ve siyah bir dağdan kırmızı bir dağa taş taşımayı emretseydi, uygun olan, kadının bu emri yerine getirmesidir.” (İbn-i Mâce)
Rasûlullah (s.a.v); “Erkeğin kadın üzerindeki hakkı, benim sizin üzerinizdeki hakkım gibidir. (O hâlde) kocasının hakkını zayi eden, Allah''ın hakkını zayi etmiş olur.” (Şir''atü’l-İslâm)

Kadının Vazifeleri ve Hizmeti:
Kadın kocasına hizmet etmelidir. Karı-koca arasındaki alakanın esası, karşılıklı hak ve görevlerin bulunmasıdır. Bunun delili Allâh Teâlâ’nın şu âyetidir: “…Kadınların, (eşlerine karşı) yükümlülükleri kadar meşru hakları vardır…” (el-Bakara, 2/228)
Karı-koca arasındaki teamül ve aralarındaki hayatın düzeni için İslâm’ın koyduğu esas tabiidir, fıtrîdir. Erkek evin dışında çalışıp kazanmaya, gayret göstermeye daha güçlüdür. Kadın da ev işlerini düzenlemeye, çocukları terbiye etmeye, evde rahat yaşayabilme sebeplerini kolaylaştırmaya, evde huzuru sağlamaya daha güçlüdür. Bunun için erkek kendisine münasip olan şeyle, kadın da tabiatına uygun görevlerle mükellef kılınmıştır.
Çeşitli işlerle yorulan ve bitkin olan erkek, eve döndüğü zaman karısının kendisini güler yüz ve tatlı dille karşılamasını ve ruhen kendisine destek olmasını ister. Bu sebeple düşünceli bir kadın, kocasını daha kapıda güler yüzle karşılar ve onun gönlünü alarak ruhunu dinlendirmeye çalışır.
Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Hangi kadın, kocası kendisinden razı olarak ölürse, o kadın Cennet’e girer.” (Tirmizî)
Kadın, kocasının üzgün, kederli ve hasta zamanlarında onun bu hâllerini büyük alaka ve anlayışla karşılamalı ve onun gönlünü almak için elinden geleni yapmalıdır. Özellikle hastalandığında gerekli hizmetini görmeli ve asla kalbini kırmamalıdır. Zira zaman değişir ve kendisi de hasta düşebilir. Kadın bütün bu hizmetleri yaparken bunu kendine yük telakki etmemeli ve hizmetini Allah rızası için yapmalıdır. Ancak bu bilinçle yaptığı hizmetinin karşılığını alabileceğini unutmamalıdır.

Kocayı Tenkit, Beğenmeme, Ona Karşı Övünmesi:
Kadın kocasını beğenmezlik etmemeli ve kocasını tenkit etmemelidir. Kadın, hiçbir zaman güzelliği ile kocasına karşı övünemeyeceği gibi kocasını, yaratılıştan veya sonradan arız olan bir noksanlığından dolayı da azarlayamaz ve bu noksanlığı başına kakamaz. Çünkü onun şeklini beğenmemek onu beğenmemek değil, onu Yaratan’ı beğenmemektir. Zira onun kendi yaratılışında herhangi bir etkisi ve müdahalesi olamaz. Kadın, kocasının bu yönlerini yüzüne vurursa veya onun herhangi bir beceriksizliğini açığa vurursa bu, erkeğin kalbini kırar ve kalbinde karısına karşı bir nefret hissi uyanır. Bu his de zamanla gelişerek ailede huzursuzluğa sebep olur. Bundan dolayı kadın çıkabilecek huzursuzluğun kaynağını çok iyi bilmeli ve her zaman için sabırlı olmaya gayret göstermelidir. Cenâb-ı Hakk’ın takdirine rıza gösterip kocasına karşı sabırlı ve edepli olmalı, itaat ve sevgisinde kusur etmemelidir.
Kadın kocasını küçük düşürecek hareket ve davranışlardan kaçınmalıdır. Kadın kocasına karşı dışarıda olsun, evinde olsun daima iyi muamele etmeli, terbiye ve nezaketini bozmamalıdır. Arkadaşlarının veya akrabalarının yanında veya ev içinde kadının kocasını tenkit etmesi kocasını son derece üzer.
Kadın hiçbir zaman şayet varsa malının çokluğuyla övünmemeli, kocasını küçük düşürmekten daima sakınmalıdır. Zira Hz. Hatice Annemiz, Rasûlullah (s.a.v) ile evlenince bütün malını mülkünü, hatta canını ona teslim etmiş ve bunu yaparken Allah’ın rızasını umduğundan hem dünyada, hem de âhirette saadet ve selamete ermiştir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki: “Kadın, kocasının hakkını ödemedikçe, Allah (c.c)’nun hakkını ödemiş olmaz.” (Taberânî)
Peygamber Efendimiz (s.a.v) buyuruyor ki: “Allah bana Hatice’den daha hayırlı bir zevce vermemiştir. Bütün insanlar bana inanmazken o bana inandı. Herkes beni yalanlarken o doğruladı. İnsanların benden kaçtıkları bir zamanda o bana malıyla destek oldu. Allah bana başka kadınlardan değil ondan çocuk ihsan etti.” (Ahmed b. Hanbel) Müslüman kadın, Hz. Hatice’nin ahlâkını kendine örnek almalı ve kocasına karşı olan hareket ve davranışlarını ona göre ayarlamalıdır.
Rasûlullah (s.a.v) buyurdu ki: “Kadının cihadı, kocası ile iyi geçinmektir.” (Taberânî)
Ebû Hureyre (r.a)’dan rivayette; “Ey Allah’ın Rasûlü hangi, kadın daha hayırlıdır?” diye soruldu. Rasûlullah (s.a.v); “Kocası bakınca onu sürura gark eden, emredince itaat eden nefis ve malında, kocasının hoşuna gitmeyen şeyle ona muhalefet etmeyen kadın.” diye cevap verdi. (Nesâî, Nikâh)
Selmân-ı Fârisî (r.a)’ın rivayetinde şöyle denilmiştir: Bir gün Hazreti Fâtıma (r.anhâ) Rasûlullah (s.a.v)’in huzuruna geldi. Rasûlullah’ı görünce ağladı. Rasûlullah (s.a.v): “Ey Fâtıma, seni ağlatan nedir?” buyurdu. Fâtıma (r.anhâ): “Yâ Rasûlullah, dün gece Ali ile aramızda bir konuşma oldu. Kasıtsız söylediğim bir söz yüzünden Ali bana kızdı. Ali’nin kızdığını görünce özür diledim, benden razı olmasını, yüzüme gülmesini istedim.” dedi. “(Yavrum) bilmez misin ki kocanın rızası Allah’ın rızasına sebeptir. Rızasızlığı da O’nun rızasızlığına sebeptir. Ey Fâtıma, ne mutlu o kadına ki kocası ondan razı olur. O ise her gece ve gündüz kocasının rızasını arar. Böyle olan kadının bu hali bir sene ibadet etmesinden daha iyidir. Ey kızım kadınlar için amellerin en üstünü kocasının emrine itaattir. Allah’ın farzlarından sonra ve kocasının emrine itaatten sonra kadınlar için yün eğirmek, iplik bükmekten üstün iş yoktur. Bir saat yün eğirmek, iplik bükmek yahut dokumak için oturmak, kadınlar için bir sene ibadet etmekten daha iyidir. Dokudukları her iplik için amel defterlerine bir şehit sevabı yazılır. Kocasının hakkını gözetince cennetteki makamını dünyadayken görmedikçe vefat etmez. Kadının kocasıyla bir saat (bir müddet) oturması Kâbe’yi tavaf etmesinden daha iyidir. Ey Fâtıma erkek hanımından razı olunca o kadın cennete, cennetin hangi kapısından isterse girer.” buyurdu. (Riyâdu’n-Nâsıhîn)
Ebû Ûmame (r.a) anlatıyor: Rasûlullah (s.a.v)’e bir kadın geldi, yanında iki de çocuğu vardı. Kadın bunlardan birini sırtına almış, diğerini de yediyordu. Rasûlullah (s.a.v) onu görünce şöyle buyurdular: “(Kadınlar çocuklarını karınlarında) taşırlar, doğururlar ve onlara merhamet beslerler. Bunlar bir de kocalarına eziyet vermeseler, namazlarını kılanlar cennete girerler.” (İbn-i Mâce)
Ebû Said (r.a) anlatıyor: Safvan b. Muattal (r.a)''in hanımı, yanında Safvan da bulunduğu bir anda Rasûlullah (s.a.v)''e gelerek:
“Ey Allah’ın Rasûlü, namaz kıldığım zaman kocam beni dövüyor, oruç tuttuğum zaman da orucumu bozduruyor, güneş doğuncaya kadar da sabah namazı kılmıyor!'''' dedi. Rasûlullah (s.a.v), hanımının bu söyledikleri hakkında Safvan''a sordu. Safvan:
“Ey Allah’ın Rasûlü! ‘Namaz kıldığım zaman dövüyor’ sözüne gelince, o zaman (bir rekâtta uzun) iki süre okuyor. Hâlbuki ben bunu yasakladım.” dedi. Rasûlullah kadına:
İnsanlara tek sûrenin okunması yeterlidir.” buyurdu. Safvan devam etti:
“’Oruç tuttuğum zaman bozduruyor’ sözüne gelince, hanımım oruç tutup duruyor. Ben gencim, hep sabredemiyorum. dedi. Rasûlullah (s.a.v):
“Bir kadın kocasının izni olmadan (nafile) oruç tutamaz.” buyurdular. Safvan devamla:
“’Güneş doğuncaya kadar sabah namazı kılmadığım.’ sözüne gelince, biz (gece çalışan) bir aileyiz, bunu herkes biliyor. (Sabaha yakın yatınca) güneş doğuncaya kadar uyanamıyoruz.” diye açıklama yaptı. Rasûlullah (s.a.v.):
“Ey Safvan, uyanınca namazını kıl.” buyurdular. (Ebû Dâvûd, Savm)

Kadının Mâlî Konulardaki Genel Tutumu:
Kadın israftan sakınmalıdır. Kadının kanaatkâr olmayı bilmesi, aile saadeti açısından oldukça önemlidir. Kocasının kazandığı malları saçıp savurmamalı ve gereksiz harcamalardan kaçınmalıdır. Kadın kocasının güç yetiremeyeceği harcamalar yaptığı takdirde israf yolunu tercih etmiş olur. Kocasının malını israf etmesi ise, kendisinin ve çocuklarının malını israf etmesi demektir.
Âişe (r.anhâ)’dan rivayetle Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Bereket yönünden kadınların en hayırlısı, geçimi (idaresi) en kolay olanıdır.” (Ahmet b. Hanbel)
Eğer kadının kocası aşırı derecede cimri olursa ve çoluk çocuğunu geçindirecek nafakayı vermezse kadın gizlice kendine ve çocuklarına yetecek kadar miktarı kocasının malından alabilir. Ebû Süfyân’ın karısı Hind, Rasûlullâh (s.a.v)’e gelerek; “Yâ Rasûlullah! Ebû Süfyân çok cimri bir kimsedir. Bana ve çocuklarıma yetecek derecede nafaka vermiyor. Onun malından gizlice almamda mahzur var mıdır?” diye sordu. Rasûlullah (s.a.v) de; “Örfe göre sana ve çocuklarına yetecek kadarını al.” buyurdu. (Buhârî, Buyû)
Ayrıca kocanın, karısından, nafakasından fazla kalan yemekleri israf etmeden fakirlere vermesini istemesi güzel bir harekettir. Kadına gereken, böyle hususlarda kocasının açıkça izni yoksa evinden dışarıya herhangi bir şey vermemesidir.
Kadın, kocasının büyük zahmetlerle eve getirdiği nimetleri onsuz yememeye özen göstermelidir. Kocasının çektiği zahmet ve sıkıntıları düşünerek ona saygıda kusur etmemeye gayret göstermelidir. Bu, eşler arasında sevgi ve muhabbetin gereği olarak yapılmalıdır. Süfyân-ı Sevrî (rh.a); “Toplu halde yiyen bir ev halkı üzerine meleklerin ve Allah’ın salavât getirdikleri bize ulaşmıştır.” demiştir.

Kadının Eve Alacağı Kimseler:
Kadın kocasının hoşlanmadığı kimseyi eve sokmamalıdır. Kadın, kocasının izni olmadan erkek olsun kadın olsun kocasının sevmediği kimseyi evine sokamaz. Bu hak kadına verilmemiştir. Bunun sebebi kötü düşünce ve kıskançlıklara meydan vermemektir.
Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmaktadır: “Kadın kocasının izni olmadan evine kimsenin girmesine izin veremez.” (Buhârî)

,Kadının Dışarı Çıkması, Akraba, Ana-Baba Ziyareti:
Kadın kocasından izinsiz dışarı çıkmamalıdır. Hadis-i şerifte; “İzinsiz evden çıkan kadına, kocası razı oluncaya kadar, güneşin ve ayın üzerine doğduğu her şey lanet eder.” buyrulmuştur. (Deylemî)
Diğer bir hadis-i şerifte; “Kadınlar, zaruret olmadıkça sokağa çıkamazlar, çıkınca da yolda değil, ancak kenardan yürüyebilir.” buyrulmuştur. (Taberânî)
Kadın, kocasının izni olmadan yakınlarını ziyaret etmemelidir. Şayet kadın, kocasının anne ve babasıyla birlikte kalıyorsa onlara kaşı son derece hürmetli olmalıdır. Kocasının nasıl kendi anne-babasına hürmet etmesini istiyor ve bundan memnun kalıyorsa, kocasının da aynı şeyi kendisinden beklediğini unutmamalıdır. Böyle bir durum yoksa sıla-i rahmi kesmemeli, kocasının izni dâhilinde akrabalarına ihsan ve ikramda bulunup gönüllerini almalıdır. Böyle bir davranış ailede huzur ve muhabbeti temin eder. Bunun tersi ise aile huzurunun bozulmasına sebep olur. Zamanımızda aile geçimsizliklerinin birçoğunun temelinde bu yatar.
Kadının anne ve babası kendisini ziyarete gelebiliyorlarsa, koca, karısını onlara göndermeyebilir. Ancak onların gelip kendi evinde kızlarını haftada bir ziyaret etmelerine mani olamaz. Anne-baba dışındaki mahremlerde bu süre 1 yıl olarak belirlenmiştir. (İbn-i Âbidîn, c. 6, s. 602,603)
İbn-i Batta’nın Ahkâm-ı Nisâ’da Enes (r.a)’tan rivayet ettiğine göre: Bir adam yolculuğa çıktı ve karısının da evden çıkmasını yasakladı. Arkasından karısının babası hastandı. O da onu ziyaret için Rasûlullah (s.a.v.)’den izin istedi. Rasûlullah ona; “Allah’tan kork, kocana muhalefet etme!” buyurdu. Derken babası öldü. Kadın babasının cenazesinde bulunmak için izin istedi. “Allah’tan kork, kocana muhalefet etme!” cevabını aldı. Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk, onu kocasına itaatinden dolayı affettiğini Rasûlü’ne vahyetti.
Kadın izin hususunda diretip kocasının izin vermediği yere gitmekte ısrar ederse gittiği yerden evine dönünceye kadar üzerine meleklerin ve Cenâb-ı Hakk’ın lanetinin yağdığını aklından çıkarmamalıdır.

Kadının Dini İlimleri Öğrenmesi:
Şayet koca, hanımının dinî bilgileri öğrenme ihtiyacını karşılayabiliyorsa, bu durumda kadın dinî meseleleri âlimlerden sormak için evinden çıkamaz. Eğer koca bu hususta yeterli olmamakla beraber karısına vekâleten âlimlerden müşkülatını soruyor ve verilen cevabı kendisine haber veriyorsa, kadın bu durumda da dışarıya çıkamaz. Eğer böyle bir durum da yoksa o vakit kadın dinî meselelerini sormak için evinden çıkıp âlimlere gidebilir.
Kadın, üzerine farz-ı ayn olan meseleleri öğrendikten sonra zikir meclisine gitmek veya daha fazlasını öğrenmek amacıyla evden dışarı çıkmak için kocasının iznine muhtaçtır.

Kadının Yabancı Erkeklere Karşı Tutumu:
Kadın yabancı erkeklere bakmamalı ve onlarla konuşmamalıdır. Kadın herhangi bir mecburiyet olmadığı sürece mahremi olmayan erkeklere asla bakmamalıdır. Çünkü bir erkeğin yabancı bir kadına bakması nasıl haramsa, kadınların da yabancı erkeklere bakması öyle haramdır. Cenâb-ı Hakk; “Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini, ta yakalarının üzerine kadar salsınlar…” (en-Nûr, 24/31)
Ümmü Seleme (r.anhâ) şöyle anlatıyor: Hz. Meymûne, Rasûlullah’ın yanındayken ben de oradaydım. Tesettürle emrolunduktan sonra İbn-i Ümmü Mektûm oraya gelmişti. Rasûlullah bize hitaben; “Ondan sakının yani örtünün!” buyurdu. Biz; “O âmâ değil mi, o bizi göremiyor ve bilemiyor?” deyince Rasûlullah (s.a.v.) cevaben şöyle buyurdular: “Siz de mi âmâsınız? O sizi görmese bile siz onu görüyorsunuz.” (Ebû Dâvûd, Libâs 37)
Buradan şöyle bir sonuca varmak mümkündür: Erkeklerin, gerek erkek gerek kadınların avret mahallerine bakmaları nasıl haram ise, kadınların da gerek kadın gerek erkeklerin avret mahallerine bakmaları da haramdır. Bir erkeğin yabancı bir kadına şehvetle bakması caiz olmadığı gibi bir kadının da yabancı bir erkeğe şehvetle bakması caiz değildir.
Şehevî istekleri harekete geçiren şeylerin en önemlilerinden birinin ses olduğunda şüphe yoktur. Bu nedenle ailevî huzurun bozulmaması için kadının sesini yabancı erkeklerden muhakkak sakınması lazımdır. Bir âyet-i kerimede Cenâb-ı Hakk şöyle buyurmaktadır: “Ey Peygamber’in hanımları! Siz, kadınlardan her hangi biri gibi değilsiniz. Eğer Allah’a karşı gelmekten sakınıyorsanız (erkeklerle konuşurken) sözü yumuşak bir eda ile söylemeyin ki kalbinde hastalık (kötü niyet) olan kimse ümide kapılmasın. Güzel (ve doğru) söz söyleyin.” (el-Ahzâb, 33/33)
Cenâb-ı Hakk bu âyette Rasûlullah’ın zevcelerine haram ve masiyete giden yolları yasaklamıştır. Âyet her ne kadar Rasûlullah’ın muhterem zevceleri hakkında nazil olmuşsa da bütün Mü’mine hanımları içine alır. Bu âyet-i kerimede anlatılmak istenen kısaca şudur: “Ey Mü’mine hanımlar! Size mahrem olmayan yabancı erkeklerle konuşmanız icap ettiği zaman onlarla tatlı ve latif sözlerle konuşmayın. Eğer böyle yaparsanız kalplerinde eğrilik olanlar sizin hakkınızda tamaha düşebilirler. Onlarla fitneye düşmeyeceğiniz şekilde ağır başlı ve sert bir eda ile konuşun.”

Kadının Kocasına Karşı Süslenmesi:
Kadın kocasına karşı güzel görünmeli, süslenmelidir. Kadının kocasına karşı kına, güzel koku vb. süs eşyalarıyla süslenmesi hoş karşılanmıştır. Kocasının isteği üzerine kadın, ev içerisinde belli sınırlar koymadan süslenebilir. Böyle davranmakla hem kocasının sevgisini kazanmış, hem de başka kadınlara olan meylini kesmiş olur.
Kadın gizlenmesi gereken yerlerini sokakta, çarşı pazarda açığa çıkarmaya çalışmamalıdır. Bu davranışın çirkinliği Ahzâb sûresi 33’te şöyle açıklanmıştır: “Evlerinizde oturun. Önceki cahiliye dönemi kadınlarının açılıp saçıldığı gibi siz de açılıp saçılmayın…”
Hz. Âişe (r.anhâ)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Rasûlullah (s.a.v.) mescitte otururken Müzeyne Kabilesi’nden bir kadın süslenmiş olarak ve kibirli bir şekilde yürüyerek mescide girdi. Bunun üzerine Rasûlullah; “Ey insanlar! Kadınlarınızı mescide gelirken güzel koku sürünmek ve süs eşyalarını giymekten menedin. Şüphesiz İsrâiloğulları, kadınlarının süslerini gösterdikleri ve mescitlerde güzel koku kullandıkları için lanetlendiler.” (İbn-i Mâce)
Kadın, süsünü ve güzelliğini yalnızca kocasına göstermelidir. Aksi davranışlarla fitneye sebep olmamalı ve aile huzurunun öncelikle kendi davranışlarıyla alakalı olduğunun her zaman bilincinde olmalıdır.
İslâm’ın evliliğe verdiği önem ve evlenmeye teşvik hususunda ortaya koyduğu deliller bellidir. Cenâb-ı Hakk’ın emirlerine ve Allah Rasûlü''nün sünnetlerine riayet edilerek kurulan bir aile, elbette ki Cenâb-ı Hakk’ın rızasına nail olmuş bir birlikteliğin en güzel örneğidir.
Rasûlullah buyuruyor ki: “Mü’min bir erkek hanımına, hanımı da kendisine baktığı zaman Allah onların her ikisine de rahmet nazarıyla bakar. Erkek hanımının elini tutuğu zaman ise, her ikisinin de günahları parmaklarından dökülür.” (Râfiî, Târih’inde Ebû Said’den)
Son olarak su hadisi şerefi aktarmak istiyoruz, Rasûlullah (s.a.v.); “Kadınların en hayırlısı, o kadındır ki; baktığın zaman seni mutlu (mesrur) eder, bir emir verdiğin zaman itaat eder, sen evinden ayrıldığın zaman malını ve varlığını kendi varlığında saklar.” buyurmuştur. (İbn-i Cerir)



Fıkıh Soruları Ana Sayfası
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 160 Toplam : 1971902                   Moderatör : Erol ŞEN |