Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Fıkıh Köşesi | Soru ve Cevap Detayı

Tarih   : 24.09.2011 20:32:58
Yazan  : Erol ŞEN
Soru No : 1009

Soru   : Eğitim-Öğretim Hakkında Bilgi Verirmisiniz..

Cevap Tarihi : 24.09.2011 20:33:57
Cevap :

eğitim – öğretim ve din eğitimi



İslam ıstılahında “talim ve terbiye” tabiri vardır.
“talim”, “öğretimi”, “terbiye” ise “eğitimi” ifade eder. terbiye, “insana
olumlu davranışlar kazandırarak, onu, bulunduğu seviyeden daha üst seviyeye ve
mükemmel bir insan durumuna getirmek” denebilir.



bir kişide öğrenme süreci doğumla birlikte başlar. çocuk,
oturmayı, emeklemeyi, yürümeyi ve konuşmayı öğrenir, çevresindeki varlıklarla
ilişki kurmaya başlar. çocuğun doğumdan itibaren yaşadığı bütün bu şeyler ve
benzerleri birer eğitimdir. böylece bir kişinin hayatı boyunca aldığı
eğitimin bir kısmı bir program dâhilinde düzenli olarak verilirken, bir kısım
eğitim de çevreden gelen dış etkilerle oluşur.
binaenaleyh eğitim, çok
yönlü ve geniş kapsamlı bir süreçtir. öğretim ise bunun düzenli ve programlı
kısmını teşkil etmektedir. öğretim, eğitim işinin düzenli çalışmalarla
planlı ve kontrollü bir biçimde, kurumlaştırılarak gerçekleştirilmesidir. binaenaleyh
öğretimde, plan, program ve belirli bir amaç vardır.



eğitim,  kontrollü
ve kontrolsüz olmak üzere ikiye ayrılır.
kontrollü eğitim de kendi
arasında, “örgün eğitim” ve “yaygın eğitim” diye ikiye ayrılmaktadır. örgün
eğitim;
yetiştirmeyi hedef alan, yaş gruplarına göre kademeli yürütülen
örgütlenmiş eğitim organizasyonudur. yaygın eğitim ise; her yaştan ve
her eğitim düzeyindeki insanlara hitap eden, kişilerin eğitim ihtiyaçlarına
göre, ihtiyaç duyulan zamanlarda ve ihtiyaç duyulan konularda palanlanıp
yürütülen eğitim faaliyetidir.



öğrenme; etkiye karşı bir tepki işidir. duyular yoluyla
elde edilen verilerin, kişinin anlayışında ve davranışında meydana getirdiği
değişikliklerdir. görmek ve duymak yoluyla elde edilen her şey öğrenilmiş
demek değildir. “öğrenildi” denilebilmesi için, duyular yoluyla elde edilen
şeylerin kişide iz bırakması, onun hayatında değişiklikler meydana getirmesi
gerekmektedir.



rasûlullah (s.a.v) İslam dininin ilk öğreticisidir. peygamberliğin
esasını teşkil eden, tebliğ ve davet vazifesi, bir eğitim ve öğretim işidir.
rasûlullah (s.a.v)’de kur’an-ı kerim’i uygulamalı olarak öğretmiştir. İbn-i
mâce’nin mukaddimesinde geçtiği üzere rasûlullah (s.a.v); “ben öğretmen
olarak gönderildim” buyurmuş ve ilk yaptırdığı mescidin bir bölümünü (suffa’yı)
eğitim ve öğretim/ulûmu şer’iyye’yi tahsil işi için ayırmıştır. burada
yetiştirdiği ilim adamlarını da civar beldelere göndererek dinin öğretimini
yaygınlaştırmıştır.
İslam’ı kabul eden beldelerde de rasûlullah (s.a.v)’in
tatbikine uygun olarak mescitler ve camiler birer eğitim-öğretim kurumu haline
getirilmiştir.



dünyanın birçok
ülkesinde ilkokul birinci sınıftan hatta anaokulundan itibaren din eğitimi
verilmektedir.
çocuk her türlü yönlendirmeye müsait olduğundan, ona
kazandırmayı istediğimiz davranış ve anlayışları, mümkün olan en küçük yaştan
itibaren vermemiz gerekmektedir. zira belli bir yaşa kadar kazanılan
davranış ve anlayışları o yaşlardan sonra değiştirmek bazen zor olmakta bazen
da mümkün olmamaktadır.



İslam dini de çocuğun eğitimini doğumdan
önce tohum döneminden ele almakta ve esas olan tarlaya ve tohuma yönelmektedir.
kuşkusuz doğumdan önceki din eğitimi, evlilikte eş seçimi, anne-baba
adaylarının bilgilendirilmeleri ve geliştirilmeleri ile ilgilidir. doğumdan
sonra, çocuk kendi inancını sorgulayıp düşünme yaşına gelinceye kadar çocuğun
karakteri, ahlakı ve inancı çevresindeki insanlar tarafından
şekillendirileceğinden dolayı çocuğa şekil verenlere büyük sorumluluk
düşmektedir. çocuk kendi inancını sorgulayıp düşünme yaşına geldiğinde ise,
küçükken aldığı bu eğitim belirleyici olmaktadır.



İnsanı dinden soyutlamak mümkün
değildir. çoğu psikolojik sorunların kaynağı inançsızlıktır ve çözümü de yine
inançtan geçmektedir.
din, ümitsizliğin, ruhi çöküntünün, hiddet ve öfkenin
ilacıdır. “beşikten mezara” tabiri ile hayatın bütün merhalelerini içine
alan din eğitimi, insanın her yaşına göre ayrı metotlarla sürdürülür. İlk
yaşlarda din eğitimi, sevgiye dayalı olarak benimsetilir.
bu yaşta allah
inancı, sevgisi ve buna dair hususlar öğretilir. daha sonraki yaşta ise
seviyesine göre ahlaki davranışlar kazandırılmaya çalışılır. gençlik çağında
ise din eğitimi akla ve mantığa hitap eden ikna edici açıklamalarla verilir.
gençlik
döneminde din eğitimi verilirken duygusal yanı da ihmal edilmemeli ve uygun ve
güzel modellerle özendirici örnekler verilerek, kişiliğin olgunlaşması
sağlanır.



dini inanç, sosyal hayatın sağlam,
dengeli ve düzenli yürütülmesinde kanunlardan daha tesirlidir.
dolayısıyla din,
sosyal kontrolü sağlamada en önde gelen vasıtadır. bir toplumda din faktörü
zayıflarsa, o toplumun davranışlarında bir çözülme, bozulma, medeniyette
gerileme, içtimai ve ahlaki buhranlar görülür.
mesela, “allah korkusu” iktisadi
ve sosyal hayatın mihengidir. İnsan, haksızlık ve usulsüzlük yapmak için kanuni
müeyyidelerden sıyrılacak bir boşluk bulabilir. ama allah kokusu taşıyan kimse,
allah’tan hiçbir şeyi saklayamayacağını bildiğinden hak yiyemez ve usulsüzlük
yapamaz. zira vicdan azabının verdiği acıyı hiçbir maddi ceza veremez. din
eğitiminin kuvvetli olduğu toplum, inançlı, faziletli, erdemli ve üstün bir
toplumdur.



din eğitimi üç kademede ele alınır.
zihin eğitimi, kalp eğitimi ve nefis eğitimi.
zihin eğitimi; iman ve
bilgi ile alakalı eğitimdir ki kur’anda birçok ayet, ibret almaya ve tefekkür
edip düşünmeye sevketmiştir. İnsanların düşünür ve değerlendirir hale
getirilmesine zihin eğitimi diyoruz. kalp eğitimi; amel-i salih ile
ilgili eğitimdir. kalp, mecazi olarak insanın davranışlarını yöneten merkez
olarak kabul edilmiştir. “torbanın içerisinde ne varsa, dışına o sızar” atasözünün
ifade ettiği gibi, dışa yansıyan hareketlerin bozuk olmaması için bu
hareketleri yönetecek sağlam bir kişiliğin oluşturulması gerekir. maksat,
amel/davranışı öğrenmek değil, o davranışların konulduğu maksadı yaşamaktır.

nefis eğitimi ise; güzel ahlak ile ilgili eğitimdir. nefis, insandaki
duygu ve zevklerin merkezidir. İslam dini, nefsin arzularını yok etmeyi değil,
onları iyiye ve doğruya yönlendirmeyi ister. İradesini kullanarak duygularını
kontrol eden kimseler daima olumlu davranışlar içerisinde olurlar. her insanda
var olan, gurur, kibir, kıskançlık, cimrilik v.b kötü duyguların törpülenip
denetim altına alınması, fedakârlık, vefakârlık, cömertlik gibi duyguların
geliştirilmesi bir eğitim görevidir. İşte zihin eğitimi, kalp eğitimi ve nefis
eğitimi, yani başka bir deyişle iman-amel-ihlâs bütünlüğü eğitimde
gözetilmesi gereken üç esastır. bunlardan birisinin ihmal edilmesi, eğitimde
arzulanan ideal sonucun alınmasını önleyecektir.



bilinmelidir ki, cenab-ı hakk’kın vahiyde
işaret ettiği veya vahyin ürünü olan sünnette belirtilen, öğretim ilke ve
metotları, tecrübî bilimlerin önünde ve onlara yol gösterme durumundadır. dinin
insanlara ulaştırılmasında ve öğretilmesinde ki eğitim metotları ise şunlardır;
tebliğ metodu, davet metodu, tartışma metodu, örnek olma-model sunma metodu,
temsili anlatım metodu, tedrici öğretim metodu, özendirme-sakındırma
(terğîb-terhîb) metodu ve tekrarlayarak belletme metodu olmak üzere sekiz
metottur.
 



din eğitiminde olmazsa olmaz ve azami
dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. (1) din eğitimi verirken,
iman-amel-ihlâs bütünlüğünü bozmamaya bunlardan birini diğerinden ayırmamaya ve
bunlardan birisini terk etmemeye dikkat edilmelidir. (2) yine din eğitiminde,
itidale dikkat etmelidir.
zira insanın fıtratı gereği sahip olduğu sevgi,
bağlılık, korku, umutsuzluk gibi duygular, dini alanda aşırılığa müsaittir.  din eğitiminde ceza-mükâfat, sevap-günah
dengelerini iyi ayarlamak lazımdır. (3) keza din eğitiminde insanların akıl seviyelerine
göre konuşmak gerekir.
kime hangi düzeyde, neyin nasıl öğretileceğini iyi
bilmek gerekmektedir. buhârî’de bir rivayette hz. ali (r.a) şöyle demiştir; “insanlara
kavrayabilecekleri şekilde anlatın. allah ve rasûlünün yalancı çıkarılmasını
ister misiniz?”  İmam gazâlî’de bu
hususta şöyle demektedir; “öğretmen, öğrencinin anlayışını iyi tespit etmeli,
kaldırabileceği kadar ders vermelidir. aklının eremeyeceği veya kalbine usanç
getiren ya da aklını çok zorlayan konuları derste tekrar edip durmamalıdır.”
çocuğa sorduğu kadar cevap verilmelidir. o sordu diye bilgi yağmuruna
tutulmamalıdır. çok bilgi veya anlayamayacakları ifadelerle çocuğa yüklenmek,
ona hiç cevap vermemek veya yalan yanlış cevaplarla geçiştirmekte olduğu gibi
olumsuz etkiler meydana getirmektedir. (4) keza din eğitiminde insanların
kabiliyet ve statüsüne göre eğitim vermelidir.
buna muktezây-ı hâl (ortamın
ve muhatabın gerçeği) de denir. zira insanların öğrenme yaklaşımları
birbirinden değişkenlik gösterir. İnsanların bir kısmı ezberleme yoluyla, bir
kısmı kavrama yoluyla, bir kısmı da sembolik araçlarla bilgiyi zihinde
şekillendirme yoluyla öğrenir. öğretimde bunların dikkate alınması gerekir. ezberleme
yoluyla öğrenenler sözel bilgilere, kavrama yoluyla öğrenenler sayısal
bilgilere, sembollerle öğrenenler ise fen bilgilerine daha yatkın olurlar.
rasûlullah (s.a.v)’in de bedevilere, şehirlilere, ediplere ve kabile reislerine
farklı metotlarla dinin esaslarını anlattığına dair birçok örnekler vardır.  her yerde söylenecek uygun bir söz, her grupla
konuşulacak uygun bir dil, her cemaate tesir edecek uygun bir üslup vardır. (5)
keza din eğitiminde dikkat edilmesi gereken diğer bir husus, bilginin kaynağı
meselesidir.
yazı, dil, matematik gibi pozitif bilimleri öğretenlerin inanç,
düşünce ve yaşayış tarzlarına bakılmaksızın onlardan istifade edilir. zira
tirmizî’de rivayet edilen bir hadisi şerifte olduğu gibi; “hikmet müminin
yitiğidir, onu nerede bulursa almaya hakkı vardır” buyrulmuştur. ancak çocuk
öğretmeninden sadece bilgi almaz, ondan anlayış, davranış bakımından da çok
ciddi boyutta değerler kazanır.  bu
noktada eğitimle öğretimi birbirinden ayırmak gerekir. bilgi öğretmenin dışında
çocuğun eğitimi de söz konusu olunca, öğretmenin inancı, zihniyeti ve kişiliği
önem kazanır. (6) din eğitiminde gözetilmesi gereken diğer bir husus ise
bilginin faydalı olması meselesidir.
İslam dinine göre bazı bilgiler
faydasızdır ve ondan kaçınılması gerekir. mesela, insanın kendisini
ilgilendirmeyen şeylerle uğraşması faydasızdır. bir bilgi bir kimse için
faydasız olup, aynı bilgi bir başkası için faydalı olabilir. görülmemesi,
duyulmaması ve zihni meşgul etmemesi gereken şeyler/bilgiler vardır. bunların
neler oldukları ise, dinin getirdiği esaslara/usül ve prensiplere/kaidelere
aykırılıkları ile bilenebilir.



son olarak, eğitim veren kimseler,
eğitimin içinden gelen ve eğitim vermeye istidat ve kabiliyetli muallimler
olmalıdırlar. “bir eğitim kurumundan mezun olan her fert insanları o hususta
eğitebilir” demek yanlıştır.
eğitimde başarısızlık veya hedefe ulaşamama, ekseriyetle ya ehliyetsizlikten yahut usulsüzlükten
kaynaklanmaktadır.
eğitimle uğraşmak, en zor alanlardan birisidir. sabırlı,
dirayetli, inançlı, ahlaklı ve idealist olmayı gerektirmektedir.



(bu yazıyı, prof. dr. suat cebeci ile yaptığımız sohbetlerden
ve kitabından esinlenerek kaleme aldım.)






Fıkıh Soruları Ana Sayfası
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 268 Toplam : 1922553                   Moderatör : Erol ŞEN |