Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Bu Yazı'nın Yazarı : Seyfullah KILINÇ
Bu Yazar'a ait Diğer Yazılar :
Bu Yazının Kategorisi :  Rehber - SonSayi
Bu Yazının Okunma Sayısı :  1003
Bu Yazının Tarihi :  10.10.2015
Güncel Haber FIKHIN AYDINLIĞINDA;ORUÇ ve RAMAZANLA İLGİLİ MESELELER


Mazmaza, istinşak ve istincada mübalağa

Oruçlu kimsenin, gusül ve namaz abdestinde (diğer zamanlarda yaptığı gibi) boğazına kaçacak şekilde ağzına ve burnuna su vermede mübalağada bulunması mekruhtur.

Yine oruçlu kimsenin istinca (büyük abdest temizliği) yaparken makattan içeriye su girmemesi için mübalağada bulunmaması ve nefes alıp vermemesi gerekir.



Su ile serinlemek

Oruçlunun harareti azaltıp serinlenmek için ağzına, burnuna su alması veya soğuk su ile yıkanması mekruh değildir.



Tabii olmayan yollardan boşalmak

El ile istimna ederek veya hayvan ve ölüye temasla meydana gelen inzal orucu bozar ve yalnız kaza gerekir. Bununla beraber bu şekilde boşalan kişi günahkâr olur.

İki yol dışında, herhangi bir uzva yapılacak temas sonunda inzal olursa oruç bozulur ve yalnız kaza gerekir.



Bakmak, düşünmek veya seyretmek yoluyla boşalmak

Bakmak, düşünmek veya seyretmek yoluyla kişinin vücudundan şehvetle meni gelmesi orucu bozmaz. Ancak bu şekilde boşalan kişi günahkâr olur ve tevbe etmesi gerekir.



Vücuttan çıkan mezi veya vedi

Kişinin tenasül uzvundan çıkan mezi veya vedi orucu bozmaz, gusül gerektirmez. Sadece namaz abdesti almak gerekir.



Unutarak yemek, içmek, cinsel ilişkide bulunmak

Unutarak yemek, içmek veya cinsel ilişkide bulunmak orucu bozmaz. Unutarak yiyen veya içen bir oruçluya rastlanınca, bakılır: Oruç tutmaya güçlü görünüyorsa, ona oruçlu olduğunu hatırlatmamak harama yakın mekruhtur. Fakat çok yaşlı ve zayıf kimseyse ona hatırlatılmaz.



Hata ile yiyip içmek, kar vs. yutmak

Hata ile yiyip içmek orucu bozar. Bir kimse, hata ile bir şey yiyip içse; abdest alırken boğazından aşağı su kaçsa; ağzına yağmur, kar taneleri düşüp kendiliğinden midesine doğru gitse orucu bozulur ve üzerine kaza gerekir.



Gözyaşı veya ter yutmak

Gözyaşı veya yüz teri ağza girecek olsa; bir veya iki damla gibi az bir şeyse, orucu bozmaz. Fakat gözyaşı veya terin tuzunu ağzının her yerinde hisseder, boğazında duyarsa orucu bozar, kaza gerekir.



Dişler arasında kalan kırıntıyı yutmak

Dişlerin arasında kalan yemek kırıntısı yutulsa bakılır: Şayet kırıntı, nohut tanesinden küçük ise orucu bozmaz. Nohut tanesi kadar veya daha büyükse orucu bozar.

Nohut büyüklüğünden az olup dişler arasında kalan kırıntı, ağızdan çıkarılıp sonra yense orucu bozar, kaza gerektirir.



Buğday tanesi, susam vb. yutmak

Dişlerin arasında kalan susam veya buğday tanesi gibi pek az bir şeyi yutmak orucu bozmaz. Böyle bir şey dışarıdan alınıp yutulsa, orucu bozar, keffaret gerekir. Ancak böyle bir şey, ağza alınıp çiğnense ve dağılsa, zerre haline gelse, tadı boğaza gitmezse oruç bozulmaz. Ancak bunun tadı boğaza giderse oruç bozulur.



Burundan boğaza giden kan


Kişinin burnundan boğazına giden kan orucu bozar, kaza gerektirir.



İğne vurdurmak

Ramazanda gündüz vakti vücuda yapılan iğne orucu bozar ve kaza gerektirir. Çünkü bu hem oruçlunun rızası ile yapılmakta, hem de vücuda yarar sağlamaktadır. İğne aracılığı ile vücuda bir yol açılıp ilaç vücudun içine akıtılmaktadır. Bu İmam-ı Âzam (rh.a.)’in görüşüdür. İğne vurdurmak orucu bozmaz, diyenler de vardır; ama oruç bir ibadettir ve ibadetlerde ihtiyatlı davranmak gerekir. Önemli hastalığı olan kimseler zaten orucu bozabilirler. Bu konuda hastalara ruhsat tanınmıştır.

İğneyi akşama ertelemek mümkünse oruç tutulmalı ve akşam yaptırmalıdır. Aksi takdirde yukarıda belirttiğimiz gibi, oruçluyken yapılan iğne orucu bozar ve kaza gerektirir.



Sürme çekmek, göze damla damlatmak


Göze damla damlatmak veya sürme çekmek orucu bozmaz. Kişi, sürmenin veya damlanın tadını boğazında hissetse dahi hüküm aynıdır. Oruçlunun sürme çekmesi, bıyık yağı kullanması mekruh değildir. Ancak erkeklerin, bunları süs maksadı ile yapmaları mekruhtur.



Misvak kullanmak


Misvak kullanmak orucu bozmaz. Oruçlu olanın, su ile ıslatılmış bir misvakı kullanması, İmam Ebû Yusuf'a göre mekruhtur. Diğer âlimlere göre ise, ister yaş ister kuru olsun, misvak kullanmak mekruh değildir. Misvak parçalarının boğaza kaçması halinde oruç bozulur.



Banyo yapmak, suya (denize, havuza vs.ye) girmek

Banyo yapmak, suya (denize, havuza vs.ye) girmek orucu bozmaz. Ancak vücudun içerisine ağız, burun, makat gibi tabii yollardan su girerse oruç bozulur.



Kulağa damla damlatmak

Kulağa damla damlatmak orucu bozar. Kulağa su kaçması halinde ise oruç bozulmaz. Ancak kişi kulağına suyu kendi iradesiyle akıtırsa, bu durumda âlimler ihtilaf etmişlerdir. Böyle bir durumda ihtiyatlı davranmak ve kaza etmek en uygun olanıdır.



Burna ilaç damlatmak

Burna ilaç damlatmak orucu bozar, kaza gerektirir.



Balgam yutmak

Bir kimse öksürerek boğazından kopan balgamı yutarsa bakılır: Balgam ağız dolusundan az olursa oruç bozulmaz. Ağız dolusu olursa İmam-ı A’zam (rh.a.)’e göre oruç bozulmaz, Ebû Yusuf (rh.a.)’e göre ise bozulur.



Hamile veya süt emziren kadın

Hamile veya süt emziren kadın, oruç tuttukları takdirde kendilerinin ya da çocuklarının hastalanmalarından, gıdasız kalmalarından korkarlarsa oruç tutmazlar. Tutmadıkları günleri sonraki zamanlarda kaza ederler. Bu duruma, kadının kendisi veya dinî hassasiyet taşıyan doktoru da karar verebilir.



Oruçlu iken ihtilam olmak, cünüp olarak sabahlamak

Bir kimse oruçlu iken ihtilam olsa orucu bozulmaz. İlk fırsatta gusleder. Yine bir kimse cünüp olarak sabahlarsa bu, sahur yapmasına veya oruç tutmasına mani değildir. Cünüplük hali akşama kadar devam etse dahi hüküm böyledir.



Koku sürünmek


Oruçlu bir kimsenin gül ve misk gibi kokuları koklaması orucu bozmaz. Parfüm veya deodorant kullanmak da oruca zarar vermez.



Sigara, toz, duman, buhur, sinek vs.


İsteyerek tozu, dumanı, sigara dumanını yahut tütsü ve buhurların dumanını içine çekmek, sinek yutmak orucu bozar. Fakat istemeyerek ağzından veya burnundan boğazına toz, duman, sinek vs. kaçsa; sigaranın dumanı ağzına veya burnuna girse ve bundan sakınmak mümkün olmasa oruç bozulmaz. Oruç, kişinin bunlardan sakınması mümkün olduğu halde sakınmadığı zamanlarda bozulur.

Oruçlunun, oksijen tüpü ile sunî hava teneffüs etmesi orucu bozmaz.

Suni olan ağızdan alınan rahatlatıcı-nefes açıcı ilaç mesabesinde olan tıbbî-kimyasal solunum maddelerini solumak ise orucu bozar.



Jöle, merhem, krem, ruj sürmek


Cilde, krem tarzında bakım ürünleri; jöle, merhem veya yağ sürmek orucu bozmaz. Dudağa sürülen boya, tadı boğaza kaçmadığı ve yutulmadığı sürece orucu bozmaz. Aksi takdirde orucu bozar, kaza gerekir.



Oruca niyet etmeden yiyip içen

Bir kimse, ramazanda oruca niyet etmeyip yemek, içmek vs. gibi orucu bozan işlerde bulunsa kaza gerekir, keffaret gerekmez. Ancak böyle bir davranıştan dolayı, günahkâr olur, tevbe edip mağfiret dilemesi gerekir. Zira herhangi bir özrü bulunmadığı halde oruç tutmayan kimse, hem dünyada hem de âhirette ağır cezalarla cezalandırılır.



Fecrin doğmadığını veya güneşin battığını zannederek yiyip içmek

Bir kimse, fecir doğduğu halde, henüz doğmamıştır zannı ile yese, içse veya güneş batmadığı halde, battı sanarak iftar etse, üzerine kaza gerekir, keffaret lazım gelmez.



İşçi ve çalışanın orucu

Nafakasını kazanmaya muhtaç olan bir işçi veya sanatkâr, çalışmadığı takdirde kendine, çoluk çocuğuna yetecek kadar yiyeceğe sahip değilse; dilenecek hale düşecekse; başka bir işte çalışma imkânı da yoksa; yerine çalışacak kimse de bulamazsa ve bu halde çalışmaya devam ettiği takdirde hastalanıp işe güç yetiremeyeceğinden eminse bu takdirde iftar edebilir. Daha sonra tutamadığı günleri kaza eder.



Çocukların oruç tutmalarının hükmü

Çocuklar için oruç tutmak, namaz gibidir. Çocuğa yedi yaşından itibaren oruç emredilir. Çocuk on yaşına gelince oruç tutmazsa hafifçe dövülür. Bu hususta namazla oruç arasındaki fark şudur: Çocuğa oruç emredilirken mevsimin yaz veya kış olması, çocuğun bedeni ve takati göz önünde bulundurulur. Namaz ise böyle değildir. Namaza her zaman güç yetirebilir. Çocuk, ramazan ayının hepsini tutamazsa bile gücü yettiği kadarını tutar.



Sefere çıktıktan sonra orucu bozmak

Sefere (yolculuğa) çıktıktan sonra orucu bozmak, yalnız kazayı gerektirir. Çünkü o gün aslen oruç tutmakla mükellef değildi.



Hayız ve Nifas Hali


Gündüz âdet görmeğe başlayan veya çocuk doğuran bir kadının orucu bozulmuş olur. Adet günlerinde ve lohusalık müddetinde oruç tutamaz, tutamadığı günleri sonra kaza eder.

Fakat bir kadın âdet günü sanarak orucunu bozduğu halde, o gün âdet görmezse üzerine keffaret gerekir.



ORUÇLU İÇİN SÜNNET OLAN ŞEYLER

a) Oruç tutacak kimsenin sahura kalkması, sahur yemeği yemesi sünnettir. Sahurun geciktirilmesi sünnet, şüphe edilecek bir zamana bırakılması ise mekruhtur.

b) İftarı acele yapmak, akşam namazından önce oruç açmak sünnettir.

c) İftar ederken Rasûlullah (s.a.v.)’den rivayet olunan iftar dualarını okumak sünnettir.

d) Orucu hurma ile hurma yoksa su ile açmak sünnettir.

e) Oruçlu için ramazanın son on gününde itikâfa girmek de sünnettir.

f) Oruçlu kimse, yakınlarına ve fakirlere fazlaca yardımda bulunmalı; mümkün olduğu kadar Kur'an okumalı, zikir yapmalı, Peygamberimiz’e salât ve selam getirmeli, ilimle uğraşmalı; boş ve yararsız sözlerden, gıybetten, söz taşımadan dilini tutmalıdır.




FİDYE

a) Fidye, tutulamayan orucun yerine verilen bir bedeldir. Üzerinde ramazan orucunun kazası bulunan bir kimse iyileşme ümidi olmayan bir hastalık veya aşırı yaşlılık vb. bir sebepten dolayı ömrünün sonuna kadar bu orucu tutamayacaksa, tutamadığı her gün için fidye verir.

b) Fidye, fakir bir kimseyi sabah ve akşam doyuracak kadar olan bir günlük yiyecektir. Bu, bir fitre sadakasına eşittir. (Diyanetin tespitlerine göre 10 tl’dir.)

c) Fidye vermek, ramazan ayından kazaya kalan oruçlara ve nezir oruçlarına mahsustur.

d) Fidye, ramazanın başında verilebileceği gibi, sonra da verilebilir.

e) Fidye, birçok fakire verilebileceği gibi, bir fakire de verilebilir.



FİTRE (FITIR) SADAKASI

a) Fitre sadakası, Ramazan ayının sonuna yetişen ve temel ihtiyaçları hariç, nisap miktarı (80,18 gr altın miktarı) malı bulunan ister çocuk ister deli her Müslüman için verilmesi vacip olan bir sadakadır.

b) Fitre sadakasında, mal üzerinden bir yıl geçmesi veya nema (artma) şartı aranmaz. Bu malların para veya ticaret malı olması da şart değildir. Bu kişilerin üzerlerine kurban kesmek de vaciptir.

c) Fitre sadakası, Ramazan Bayramı’nın birinci günü fecrin doğuşundan itibaren vacip olsa da, bundan önce veya bundan sonra da verilebilir. Bayramdan sonraya bırakılması ile bu sadaka düşmez, kaza edilmesi gerekir.

d) Nisap miktarı mal, fitre sadakasının vücubundan sonra telef olsa bile fitre düşmez. Zekât ise böyle değildir.

e) Ramazanda bir özür sebebiyle oruç tutamayan kimseye de fitre sadakasını vermek vaciptir. Hasta, yolcu ve takatsiz kalmış ihtiyar gibi...

f) Nisaba malik olan bir kişi hem kendisi, hem bunak ve mecnun olan evladı, hem küçük yaşta olan çocukları için fitre sadakasını vermekle yükümlüdür.

g) Bir kimse, zevcesinin, anne-babasının, büyük çocuğunun iznini alarak onların adına fitre verebilir.

h) Fitre sadakası, zekât gibi niyet edilerek fakirlere temlik şekli ile verilir. Yemek ikramı şeklinde verilemez. Bu niyet, malı ayırırken yapılabileceği gibi, fakire verirken de yapılabilir. Ancak fakire bunu verirken fitre olduğunu söylemek gerekmez.

ı) Bir kimse, ailesinin fitresini bir fakire verebileceği gibi, birkaç fakire de dağıtabilir. Fakat bir fitre, birkaç kimseye verilemez.




İTİKÂF

İtikâf lügatte; bir şeye devam etmek manasındadır. Istılahta ise; bir mescitte veya o hükümdeki bir yerde itikâf niyeti ile durmaktan ibarettir.

Sünnet İtikâf: Ramazan ayının son on gününde yapılan itikâf, kifâye yollu bir müekked sünnettir. Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz âhirete irtihallerine kadar her ramazanın son on gününü itikâf ile geçirmişlerdir.

Bir itikâfın en az müddeti, İmam Ebû Yusuf'a göre bir gündür. İmam Muhammed'e göre ise az veya çok bir zaman dilimidir. Hatta bir kimse mescitten çıkıncaya kadar itikâfa niyet etse, orada kaldığı sürece itikâfta sayılır. Bu türlü bir itikâfta oruçlu olmak şart değildir.

İtikâf, mescitte veya mescit hükmündeki bir yerde yapılmalıdır. İçinde cemaatle namaz kılınan herhangi bir mescitte itikâf yapılabilir. Büyük camilerde yapılması daha faziletlidir. Kadınlar da kendi evlerinde mescit edinilen bir odada itikâfa girebilirler.

İtikâf için buluğ, erkeklik, hürriyet şart değildir.


Bu yazıya yapılan yorumlar:



Henüz Yorum Yazılmamış

Bu yazıya siz de bir yorum yazabilirsiniz...
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 
Onay Kodu:
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 132 Toplam : 1945817                   Moderatör : Erol ŞEN |