Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Bu Yazı'nın Yazarı : Yakup YÜKSEL
Bu Yazar'a ait Diğer Yazılar :
Bu Yazının Kategorisi :  Rehber - SonSayi
Bu Yazının Okunma Sayısı :  1003
Bu Yazının Tarihi :  10.10.2015
Güncel Haber TASAVVUF;AHMET YESEVÎ ve YESEVİYYE YOLU -I-
Tasavvuf Hareketinin Toplum Hayatındaki Yeri



I- GİRİŞ:

Bütün mahlûkatı yoktan var edip onları kendi varlığından haberdar eden, insanoğlunu en güzel surette yarattıktan sonra onları kendisine halife ve onlara din olarak İslam’ı, son peygamber olarak da Hz. Muhammed (s.a.v.)’i seçen Cenâb-ı Hakk’a hamdlerin en güzeli olsun!

O’nun Habîbi ve Edîbi, âlemlerin yaratılmasına sebep olan Hz. Muhammed (s.a.v.)’e, âline, ashabına, evladına, ezvacına, etbaına, ehlibeytine de tahiyyelerin en ekmeli olsun inşallah!

İslam tarihi açısından Ahmet Yesevî, Türkler arasında yeni yayılmaya başlayan İslam dininin Ehlisünnet akidesine uygun olarak tasavvuf vasıtasıyla kabulünü kolaylaştıran ve sevdiren önemli bir Türk mutasavvıfıdır.

Aslan Baba ve Yusuf Hemedânî gibi güzide şahsiyetlerden zâhirî ve bâtınî ilimleri öğrenerek tahsilini ve manevi terbiyesini tamamlamış ve irşat görevine başlamıştır.

Kur’ân’a ve Sünnet’e son derece bağlılığı ve halkın anlayabileceği bir dilde söylediği hikmetleri, çevresindekileri ve sonrakileri önemli ölçüde etkilemiş, dünyanın pek çok yerinde ve özellikle de Orta Asya bölgesinde sevilen, vefatından sonra bile bu sevgi ve değerinden bir şey kaybetmeyen bir şahsiyet olmuştur.

Kolay anlaşılan ve didaktik bir dille söylediği şiirleri “Hikmetler” adı ile anılmaktadır. Ahmet Yesevî’nin en meşhur ve en önemli eseri, Türk İslam Edebiyatı’nın “Kutadgu Bilig” (Yusuf Has Hâcip)’den sonraki en eski eseri olan “Divan-ı Hikmet”tir. Ayrıca Divan-ı Hikmet’ten bir mukaddime olarak kabul edilen “Farknâme” adlı risale de yine Ahmet Yesevî’ye nispet edilmektedir.

Ahmet Yesevî, tarikatında halvet ve uzlete büyük önem vermiştir. Kısaca Yesevîyye olarak da adlandırabileceğimiz bu tarikat, ayakta gerçekleştirilen ve “zikr-i erre” olarak tarif edilen zikir çeşidi ile cehrî tarikatlar kategorisinde yer almıştır.

Ahmet Yesevî’nin tasavvuf anlayışı daha çok; zühd, riyazât ve mücâhede ile halvet ve çile esasına dayanır. Bu noktada ise şeriat ve tarikatı birbirinden ayırmaz.

Biz bu çalışmamızda, “Tasavvuf Hareketinin Toplum Hayatındaki Yeri” konusunu incelerken özellikle Türklerin Müslüman olmasında önemli bir tesiri olan Ahmet Yesevî’nin kısaca hayatı, tesirleri, eserleri ve tasavvuf anlayışı hakkında bilgi vermeye çalışacağız. Gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

II- HAYATI:

Ahmet Yesevî’nin tarihi şahsiyetine dair vesikalar azdır. Mevcut olanlar ise menkıbelerle karışmış haldedir. Bunlardan sağlam bir neticeye varmak oldukça güç, hatta bazı hususlarda imkânsızdır. Buna rağmen Hikmetler’inden, onunla ilgili tarihi kaynaklardan, menakıpnamelerden elde edilecek bilgiler ve çıkarılacak sonuçlar, menkıbevî de olsa, hayatı, şahsiyeti, eserleri ve tesiri hakkında bir fikir vermektedir.

1- Doğumu ve Çocukluğu:

Asıl adı Hz. Sultanu’l-Arifin Hace Ahmed b. İbrahim b. Mahmud b. İftihar-ı Yesevî diye bilinmektedir. Ahmed Yesevî, bugün Çin’in Doğu Türkistan bölgesinde Aksu sancağına bağlı ve Aksu’nun 176 km kuzey doğusunda bulunan Sayram kasabasında doğdu. Sayram, tarım ırmağına tabi Şahyar nehrine dökülen Karasu’nun üzerinde küçük bir kasabadır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Kaynaklarda olduğu gibi hikmetlerinden de bu hususla ilgili bir kayıt bulunmamaktadır. Ancak Yusuf-i Hemedanî’ye intisabı ve halifelerinden oluşu dikkate alınırsa h.V. (m.XI) yüzyılın ikinci yarısında dünyaya geldiğini kabul etmek mümkün olacaktır. Bazı kaynaklarda belirtildiğine göre h.496-m.1103 tarihinde doğduğu belirtilmektedir. Doğum yerinin Türkistan olduğu hikmetlerde şöyle dile getirilmektedir:

“Doğum yerim ol mübarek Türkistan’dan

Bağrıma taş basıp geldim işte”

Babası Sayram’ın tanınmış şeyhlerinden olup çevresinde birtakım kerametleri ve menkıbeleri ile tanınan ve Hz. Ali (k.v.)’nin ahfadından olduğu kabul edilen Şeyh İbrahim adlı bir zattır. Annesi ise Şeyh İbrahim’in halifelerinden Musa şeyhin kızı Ayşe Hatun’dur. Ahmed, Gevher–Şehnaz adlı kızından sonra dünyaya gelen ikinci çocuğuydu. Önce annesini, sonra da babasını kaybedince ablası ile yapayalnız kaldı. Bu sıra kendisi yedi yaşlarında bir çocuk olduğundan bakımını ve vesayetini ablası Gevher-Şehnaz üzerine aldı.

Kısa bir müddet sonra Gevher-Şehnaz, kardeşini de yanına alarak bilinmeyen bir sebeple Yesi’ye yerleşir. Yesevî olarak anılması da bu şehrin adına nispetledir. Yesi şehri, Oğuz Han’ın menkıbesinde payitaht olarak gösterilen önemli bir merkezdi. Şehirde o sıra Arslan Baba veya Arslan Bab adlı bir Türk şeyhinin temsil edip yaydığı bir tasavvuf ananesi mevcut idi. Arslan Baba’nın Arap asıllı olduğu hikmetlerde şöyle dile getirilir:

Sahabeler dediler: Arslan Bab’dır adımız.

Arapların ulusu, tertemizdir zatınız.

2- Tahsil Hayatı:

Tahsiline Yesi’de başlayan Ahmed Yesevî, küçük yaşına rağmen birtakım tecellilere mazhar olması, beklenmeyen fevkaladelikler göstermesi ile çevresinin dikkatini çekmiştir. Daha bu yaşta Hz. Hızır’ın delaletine nail olan Ahmed, Yesi’de Arslan Baba’ya intisap ederek kendisine manevi bir baba olan bu büyük mürşidden feyiz almaya başladı. Menkıbeye göre, Ashab’tan olan Arslan Baba’nın Yesi’ye gelerek Ahmed Yesevî’yi bulması ve Hz. Peygamber’in kendisine teslim ettiği emaneti vermesi, terbiyesi ile meşgul olup onu irşat etmesi, Hz Peygamber’in manevi bir işaretine dayanmaktadır. Arslan Baba’nın terbiyesi ve irşadı ile Ahmet Yesevî kısa zamanda mertebeler aşar, şöhreti etrafa yayılmaya başlar.

“Yedi yaşta Arslan Bâb’a selam verdim

Hak Mustafa emaneti lütfedin!” dedim

Hem o vakit bin bir zikrini tamam ettim

Nefsim ölüp lâ-mekâna yükseldim işte.


Fakat aynı yıl veya ertesi yıl içinde Arslan Baba vefat etti. Ahmed Yesevî, Arslan Bâba’nın vefatından bir müddet sonra zamanın önemli İslam merkezlerinden biri olan Buhâra’ya gitti. Bu şekilde devrin önde gelen âlim ve mutasavvıflarından Şeyh Yusuf el-Hemedânî’ye intisab ederek onun irşat ve terbiyesi altına girdi. Yusuf Hemedânî’nin vefatı üzerine irşat mevkiine önce Abdullah-ı Berkî, onun vefatıyla Şeyh Hasan-ı Endakî geçti. 1160 yılında onun da vefatı üzerine Ahmed Yesevî irşat postuna oturdu. Bir müddet sonra, vaktiyle Şeyhi Yusuf Hemedânî’nin vermiş olduğu bir işaret üzerine irşat makamını Şeyh Abdulhalik Gücdevânî’ye bırakarak Yesi’ye döndü. Vefatına kadar da burada irşat faaliyetlerine devam etti.

Buradan Yusuf Hemedânî’nin Ahmed Yesevî’ye hem zahirî ilimler denilen şer’î ilimleri, hem de batinî ilimler denilen tasavvuf bilgilerini aktardığı anlaşılmaktadır.

3- Hocaları:

Ahmed Yesevî’nin yetişmesinde, gerek zahirî ve gerekse batinî ilimlerde belli bir seviyeye ulaşmasına yardımcı olan hocaları Arslan Bâba ve Yusuf Hemedânî’dir.

Ahmed Yesevî, çocukken yerleştiği Yesi'de tanınmış bir Tük şeyhi Arslan Baba'dan istifade etmiş, kendisinin hayır ve dualarına mazhar olmuştur. Ancak Arslan Baba, Ahmed Yesevî küçükken vefat ettiği için, onun şahsiyeti üzerinde oldukça fazla etki yaptığı şeklindeki görüş doğru görülmemektedir. Ahmed Yesevî'nin ilk tahsil yıllarını Yesi'de geçirdiği muhtemeldir. Fakat onu daha gençken, tahsilini tamamlamak maksadıyla büyük bir İslam merkezi olan Buhâra'ya gelmiş görüyoruz.

Ahmed Yesevî'nin diğer bir mürşidi ise, on ikinci ve on üçüncü asrın büyük şeyhleri gibi batıdan gelen muhacirlerden Ebû Yakub Yusuf b. Eyyûb b. Yusuf b. el-Hasan b. Vekre el-Bûzencirdî el-Hemedânî’dir. Hemedan bölgesinde Bûzencird kasabasında h.440 veya 441 (m.1049-1050) tarihinde doğmuştur. İlk zamanlarında (h.460) Bağdat'a gelerek Şeyh Ebû İshak Şirazî'ye intisap etti ve usûl-i fıkıh'dan ve hilaf’tan az zamanda arkadaşlarından ileri giderek üstadının takdirini kazandı. Bağdat, İsfahan ve Semerkand'da zamanın büyük muhaddislerinden hadis öğrendi. Önceleri Merv'e yerleşti. Oradan Herat'a geldi ve burada az bir müddet kaldı. Bundan sonra Merv'in ileri gelenleri gelip kendisinin Merv'e dönmesini rica ettiler. Yine Merv'e geldi. Sonra tekrar Herat'a gitti ve geri Merv'e dönerken Bâmiyin kasabasında (h.535/m.1140) vefat etti.

Ahmed Yesevî, öyle görünüyor ki, Yusuf Hemedânî Buhâra'da bulunurken -yahut diğer bir rivayete göre Semerkand'da- ona intisab etmiş, suluk adabını, zahir ve batın ilimlerini ondan öğrenmiştir.

Hâce Yusuf Hemedânî'nin halifeleri dört tanedir :

- Hâce Abdullah Bekrî (ö. h.555/m.1160-61)

- Hâce Hasan Endakî (h.466-552/m.10/3-1157)

- Hâce Ahmed Yesevî (h.496-562/m.1103-1166-67)

- Hâce Abdulhalik Gücdevanî (h.435-575/m.1044-1179)

Ahmed Yesevî, hocası, mürşidi, piri olan Yusuf Hemedâni'den Hikmetlerinde şöyle bahseder:

"Ben yirmi yedi yaşta pîri buldum,

Gördüğüm her sırrı perde ile sarıp örttüm,

Eşiğine yaslanarak izini öptüm,

O sebepten Hakk'a sığınıp geldim işte."


4- Çocukları ve Nesli:

Ahmed Yesevî'nin İbrahim adında bir oğlu olmuşsa da, Hâce hayatta iken vefat etmiştir. Ayrıca Gevher-Şehnaz ve Gevher-Hoşnaz adlarında iki kızı daha olmuştur. Soyu Gevher-Şehnaz'dan yürümüştür. Türkistan, Mâverâhünnehir ve diğer orta Asya bölgesinde olduğu gibi Anadolu'da da kendisini Ahmed Yesevî neslinden sayanlar bulunmaktadır.

Ahmed Yesevî'nin babası Şeyh İbrahim'in ailesi ise İmam-ı Muhammed İbnü’l-Hanefiyye b. Aliyyü'l-Murtaza'ya kadar ulaşmaktadır.


Bu yazıya yapılan yorumlar:



Henüz Yorum Yazılmamış

Bu yazıya siz de bir yorum yazabilirsiniz...
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 
Onay Kodu:
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 331 Toplam : 1900918                   Moderatör : Erol ŞEN |