Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Bu Yazı'nın Yazarı : Murat SÜTÇÜ
Bu Yazar'a ait Diğer Yazılar :
Bu Yazının Kategorisi :  Rehber - SonSayi
Bu Yazının Okunma Sayısı :  925
Bu Yazının Tarihi :  10.10.2015
Güncel Haber RAMAZAN-I ŞERİF;TERAVİH NAMAZI


Teravih ne demektir?

Sözlükte; “rahatlatmak, dinlendirmek” anlamındaki “tervîha” kelimesinin çoğulu olan teravih, Ramazan ayına mahsus olmak üzere yatsı namazından sonra kılınan namazı ifade eder.

Hadislerde: “Kıyâmu şehr-i Ramadân/Ramazan ayının ibadeti (namazı)” veya "İhyâu leyâlî Ramadân/ Ramazan gecelerinin ihyası” diye anılan bu namaza, dört rekâtta bir dinlenme amacıyla biraz oturulduğundan “tervîha/teravih” denmiştir. Zaman içinde, her bir tervîhada oturup dinlenmek yerine zikir ve salâvat gibi nafile ibadetlerle değerlendirme veya ara vermeden namaza devam etme şeklinde uygulamalar ortaya çıkmıştır.

Peygamberimiz (s.a.v.) teravih kılmış mıdır?

Rasûl-i Ekrem (s.a.v.), bizzat teravih namazını kıldığı gibi, “Her kim inanarak ve sevabını yalnızca Allah'tan umarak Ramazan (gecelerini ibadetle) geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhârî, Îmân 27) hadisiyle O’nun gece ibadeti olan teheccüt namazını ve bilhassa teravih namazını kastettiği yorumu yapılmıştır.

Bu vd. hadislerden hareketle İslâm âlimleri, teravih namazının erkek ve kadın her Müslüman için sünnet olduğu konusunda görüş birliğine varmıştır. (Bkz., Bedâiu’s-Sanâi‘ Fî Tertîbi’ş-Şerâi‘, c.2, s.274, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyyeti, Beyrut, 2003; Tahtâvî, Hâşiyetu’t-Tahtâvî Alâ Merâki’l-Felâh Şerhi Nûri’l-Îdâh, s.411, Dâru’l-Kutubi’l-İlmiyyeti, Beyrut, 1997)

Teravih namazını başlangıçta cemaate bizzat kıldıran Peygamberimiz (s.a.v.), Allah tarafından farz kılınabileceği ve bu nedenle ümmetinin yükünü artırabileceği düşüncesiyle daha sonra bu uygulamadan vazgeçmiştir. Nitekim O’nun bu namazı, iki veya üç gün mescitte kıldırdığı, cemaatin gittikçe çoğaldığını görünce mescide çıkmadığı ve bunu, Allah'ın farz kılabileceği endişesiyle yaptığını söylediği rivayet edilir. (Bkz., Buhârî, Salâtü’t-Terâvîh, 1)

Teravihi herkesin tek tek kılmasına Hz. Ebû Bekir (r.a.) döneminde devam edilmiştir. Ancak;

- Bu uygulamanın camide meydana getirdiği dağınıklığı,

- artık farz kılınma ihtimali bulunmadığını ve

- Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)'in konuyla ilgili sözünden çıkan anlamı

dikkate alan Hz. Ömer (r.a.), 635 yılında Übeyy b. Kâ‘b (r.a.)’den cemaate teravih namazı kıldırmasını istemiş (Bkz., Buhârî, Salâtu’t-Terâvîh, 1) ve bu uygulama günümüze kadar sürmüştür.


Peygamberimiz (s.a.v.) teravihi kaç rekât olarak kılmıştır?

Teravih namazının rekât sayısıyla ilgili sekiz, on, on altı, yirmi, otuz altı, otuz sekiz, kırk gibi sayılar ileri sürülmüştür. (Bkz., el-Aynî, Umdetu’l-Kârî Şerhu Sahîhi’l-Buhârî, c.11, s.126-127, İdâratu’t-Tabâati’l-Munîriyyeti, Dımeşk)

Bütün bunlar arasında yirmi rekât rivayeti güç kazanmıştır. Zira Hanefî, Şafiî ve Hanbelî fakihlerin çoğunluğu, Peygamberimiz (s.a.v.)'in vitir dâhil yirmi üç rekât namaz kıldığı yolundaki rivayetten (Bkz., İbn-i Ebî Şeybe, Musannef, Salât, Bab:721, c.3, s.353, Mektebetu’r-Ruşd, Riyad, 2004) ve Sahabe uygulamasından hareketle teravihin yirmi rekat olduğu görüşünü benimsemiştir.

Bu itibarla İslâm toplumunda gelenek bu doğrultuda gelişmiştir. Özellikle Hz. Ömer (r.a.) dönemindeki uygulamanın bu husustaki etkisini belirtmek gerekir. Hatta Ashap buna itiraz etmediğinden teravihin yirmi rekât olduğunda Sahabe icmâsının meydana geldiği (Bkz., Kâsânî, age., c.2, s.275; Tahtâvî, age., s.411) ifade edilmektedir.

Teravihin kılınma şekli:

Peygamberimiz (s.a.v.)'in sünnetinde, gece namazlarının ikişer rekât kılınması uygulaması öne çıktığından (Bkz., Buhâri, Vitr 1, 2) fakihler teravih namazının her iki rekatta bir selâm verilerek kılınmasının fazileti konusunda görüş birliği içindedir.

Peygamberimiz (s.a.v.) ve Sahabe döneminde bu namaz oldukça uzun bir kıraatle eda edilirken, tarihî süreç içerisinde “insanlara zahmet vermeme” kuralından hareketle uzun okumadan vazgeçilmiş ve cemaati çoğaltmanın kıraati uzatmaktan daha yararlı olacağı düşüncesi öne çıkmış (Bkz., Kâsânî, age., c.2, s.276), zamanla her rekatta uzunca bir âyet veya üç kısa âyetin okunması yeterli görülmüştür. Ancak her durumda namazın adabına ve özellikle ta‘dîl-i erkâna riayet edilmesi zorunludur. Namazın ta‘dîl-i erkânı ihlâl edecek biçimde hızlı kıldırılması asla doğru değildir.

Teravih, iki rekâtta bir selâm verilecekse sabah namazının sünneti gibi, dört rekâtta bir selâm verilecekse ikindi namazının sünneti gibi kılınır.

Teravihin vakti:

Teravih namazının vakti, yatsı namazının arkasından fecre kadar geçen süre olup vitirden önce kılınmaktadır.

Bununla birlikte vitirden sonra kılmak da caizdir.

Teravih namazı başladıktan sonra camiye gelen kimse önce yatsı namazını kılar, daha sonra teravih namazı için imama uyar. Çünkü teravih yatsı namazına tâbidir ve ondan önce kılınmaz.

Hz. Ömer (r.a.)’ın teravih namazı hakkında söylediği söz:

İmam Buhârî hazretleri, sahîh hadisleri topladığı meşhur eserinde, “Salâtu’t-Terâvîh/Terâvih Namazı” bölümünde “Ramazanda kıyam eden kimsenin fazileti” bab başlığı altında Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’in teravih namazını, Ashâbıyla beraber iki ya da üç gece kıldığını, dördündü gece mescidin cemaatle dolup taşması üzerine “Size farz kılınmasından endişe ettim” (Buhârî, Salâtü’t-Terâvîh, 1) buyurarak artık teravih namazı için mescide Ashabı’nın yanına çıkmadığını nakletmiştir.

Yine o, aynı başlık altında: “Her kim inanarak ve sevabını yalnızca Allah'tan umarak Ramazan (gecelerini ibadetle) geçirirse geçmiş günahları bağışlanır.” hadisini zikrettikten sonra İbn Şihâb (ez-Zührî)’den şu bilgileri nakleder:

“Rasûlullah’ın (s.a.v.) sağlığında uygulama böyleydi. Sonra Ebû Bekir’in (r.a.) hilafet dönemi ile Ömer’in (r.a.) halifeliğinin ilk yıllarında da uygulama öyleydi. Urve b. Zübeyr, Abdurrahman b. Abdilkâri’den naklen şöyle anlattı:

‘Bir Ramazan gecesi Ömer b. el-Hattâb (r.a) ile mescide çıktık. Baktık ki, insanlar dağınık gruplar halinde; kimi tek başına, kimi de cemaatle namaz kılıyordu. Bunun üzerine Ömer: ‘Bana öyle geliyor ki, bunları bir imam arkasında toplasaydım daha iyi (doğru, faziletli, ideal) olacaktı’ dedi. Sonra kararlılık göstererek Übeyy b. Ka’b’ın arkasında onları topladı.

Başka bir gece yine Ömer’le birlikte çıktık. İnsanlar, imamlarıyla birlikte namaz kılıyorlardı. (Bu düzeni ve huzur halini gören) Ömer şöyle dedi: ‘Ni‘me’l-bid‘atü hâzihî/Bu ne güzel bir çığır (uygulama)dır. Ne var ki, namazlarını gecenin sonuna tehir ederek şimdi uyuyanların (kalkıp kılacağı) seher vakti, şu anda namaz kılanların vaktinden daha faziletlidir.’ O sırada insanlar gecenin evvelinde kıyam ediyorlardı/teravih kılıyorlardı.” (Buhârî, Salâtü’t-Terâvîh, 1)

Hz. Ömer (r.a.)’in “Bu ne güzel bir çığır (uygulama)dır.” diye tercüme ettiğimiz sözü, kimileri tarafından “ne güzel bir bidattir” diye tercüme edilip “o halde her türlü bidat terk edilmelidir” şeklinde anlaşılmaktadır.

Oysaki bu, yanlış bir anlayıştır. Hz. Ömer’in sevinerek söylediği cümlesindeki “bidat”, şer’î terim olarak değil, sözlük (lugavî) anlamında kullanılmıştır. Nitekim rivayetten da anlaşılacağı üzere bir kısmı tek başına kılıyor olsa bile, cemaatle kılanlar da vardır. Bu açıdan cemaatle kılınması yeni değildir. Hz. Ömer efendimizin yaptığı şey, Peygamberimiz Efendimizin (s.a.v.) yaptığı gibi, mescitte bulunan herkesin bir imama uyarak kılmasını temin etmektir.

Hz. Ömer’in bu uygulaması, bir çığır açması ve dönüm noktası olması bakımından dikkat çeker. Rasûl-i Ekrem’in raşit halifesi ve yoluna uyulması tavsiye edilen Hz. Ömer gibi hakşinas bir şahsiyetin görüş ve uygulaması ciddiye alınmalıdır. Bu konuda ona, Sahabe’den herhangi bir muhalefetin olmadığı veya tenkidin yöneltilmediği de bilinmektedir. Aksine başta Leys b. Sa’d (rh.a.) olmak üzere pek çok ilim sahibi, Hz. Ömer’in ortaya koyduğu sünnete saygı gösterilmesi ve uyulması gerektiği kanaatindedir.

Âlimler bu hususta Peygamber (s.a.v.) Efendimizin şu hadisine göre hareket etmişlerdir: “Şu halde size gereken, sünnetime ve hidayete erdirilmiş raşit halifelerin sünnetine (sarılmaktır). Bunlara tutunun ve azı dişlerinizle (yapışır gibi sımsıkı) yapışın.” (Ebû Dâvûd, Sünnet, 6; Tirmizî, İlm, 16)

Diğer yandan Abdullah b. Abbas (r.anhümâ)'nın Ramazan ayında teravih namazını yirmi rekât olarak kıldığı ve arkasından da üç rekât vitir namazını kıldığı rivayet edilmiştir. İmam Ebû Hanife (rh.a.)'e, Hz. Ömer (r.a.)'ın bu hususta yaptığı uygulama sorulunca şöyle demiştir: “Teravih namazı, müekked bir sünnettir. Hz. Ömer, bunu kendi katından şahsi bir görüş üzere iftira olarak yapmamıştır. Bu hususta bidat uyduran bir kimse de değildir. Bunu ancak, kendi yanında bulunan (şer'î) bir esasa ve Hz. Muhammed (s.a.v.)'in bir vasiyetine dayanarak yapmıştır.” (Tahtâvî, age., s.411)

Teravih namazının asr-ı saadet ruhuna uygun olarak eda edilmesi için çaba sarf edilmelidir. Ancak temelini sarsacak derecede onu tartışma konusu yapmaktan da kaçınılmalıdır.

Teravih Namazı Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında cemaatle kılındı mı?

Yukarıda zikrettiğimiz üzere Buhârî’de, Efendimizin bu namazı Ramazan’da birkaç gün cemaatle kıldığı, daha sonra farz kılınır endişesiyle cemaatle kılmayı terk ettiği nakledilmiştir. Bu nakil, Efendimizin teravih namazını cemaatle kıldığına dair açık bir delildir.

Bununla birlikte Ebû Zer (r.a.)'dan nakledildiğine göre, Rasûlullah (s.a.v.) Ramazan ayının sonuna doğru bazı gecelerde ashabına, gecenin üçte birini geçinceye kadar teravih namazını kıldırdığı rivayeti de vardır. (Bkz., İbn-i Mâce, İkametu's-Salât, 173)

Ebû Hureyre (r.a.)'ın naklettiği bir başka hadiste de Rasûlullah (s.a.v.)'in Ramazan ayında, Ashab’tan bir grubu, Ubeyy b. Ka‘b (r.a.)'ın arkasında cemaatle namaz kılarken gördüğü ve: “Doğru yapıyorlar, yaptıkları şey ne güzeldir!” diyerek tasvip ettikleri haber verilmiştir. (Ebû Dâvûd, Salât, 316)


Bu yazıya yapılan yorumlar:



Henüz Yorum Yazılmamış

Bu yazıya siz de bir yorum yazabilirsiniz...
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 
Onay Kodu:
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 331 Toplam : 1900918                   Moderatör : Erol ŞEN |