Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Bu Yazı'nın Yazarı : Abdullah Faruki el-Müceddidi (K.S)
Bu Yazar'a ait Diğer Yazılar :
Bu Yazının Kategorisi :  Rehber - SonSayi
Bu Yazının Okunma Sayısı :  1310
Bu Yazının Tarihi :  10.10.2015
Güncel Haber MAKÂLÂT-I FÂRÛKİ;İSLÂM'DA ZİKİR VE SEMÂ


RÂBITA-İ ŞERÎFE

Âlemlerin Rabbi Cenâb-ı Hakk’a hamdüsenadan sonra Rasûl-i Ekrem Muhammed Mustafa (s.a.v.)’e ve O’nun güzide sahabelerine en üstün selam ve tahiyyeler olsun.

Bu risalemizde Cenâb-ı Allah’a (c.c.) nasıl yaklaşılacağını, sevgi ve muhabbetinin nasıl elde edileceğini âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerin ışığında, bu yüksek yoldan istifade ederek yaşayan büyük ehlullahın hallerinden misaller vermek suretiyle gücümüz nispetinde anlatmaya çalışacağız.

Tevfik Cenâb-ı Hak’tandır.

Birinci Yol:

MÜRŞİD SEVGİSİ ve BAĞLILIK

Mümini Cenâb-ı Hakk’ın rızasına ve yakınlığına götüren birinci yol; mürşide duyulan sevgi ve bağlılıktır.

Bu öyle bir bağlılık ve sevgidir ki; O’nu canıgönülden ve nefsinden de çok sevmelidir. Çünkü Enes (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

لَا يُؤْمِنُ أَحَدُكُمْ حَتّٰى أَكُونَ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنْ وَالِدِه۪ وَوَلَدِه۪ وَالنَّاسِ أَجْمَع۪ينَ

“(Ben) kendisine; (anne ve) babasından, çocuk(lar)ından ve tüm insanlardan daha sevgili olmadığım sürece hiç biriniz (kâmil manada) iman etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân, 8)

Bu konuya Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile Hz. Ömer efendimiz (r.a.) arasında geçen şu olay çok güzel ışık tutmaktadır:

Abdullah b. Hişâm (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Biz (bir defasında) Nebi (s.a.v.) ile beraberdik. O, Ömer b. el-Hattâb'ın elinden tutmuş bir haldeydi. Ömer (r.a.) O’na: “Yâ Rasûlallah! Şüphesiz sen bana, canımdan başka her şeyden daha sevgilisin!” dedi. Bunun üzerine Nebi (s.a.v.): “Hayır (olmadı)! Canım yed(-i kudret)inde olan (Allah)’a yemin olsun ki; (ben) sana, canından daha sevgili olmadıkça (imanın ke¬male ermez).” buyurdu. Bunun üzerine Ömer (r.a.) ona: “Allah'a yemin olsun, işte şimdi sen bana şüphesiz canımdan daha sevgilisin.” dedi. Nebi (s.a.v.): “İşte şimdi (oldu) yâ Ömer!” buyurdu. (Buhârî, el-Eymânu Ve’n-Nuzur, 3)

Mürit, mürşidinin hallerine içten ve dıştan itiraz etmemeli ve: “Cenâb-ı Hakk’a ancak mürşidimin vasıtası ile kavuşabilirim!” demeli ve onun sohbetine mutlaka devam etmelidir. Hz. Ebû Bekir (r.a.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.)‘in hiçbir sohbetini kaçırmamıştır.

Yolu Kur’an ve Sünnet’e uygun olmayan mürşidin hali ve yaşantısı günahlara taşıyorsa ve o hallerine tevbe etmiyorsa, o zaman o mürşide tabi olmamak lazımdır.

Fakat sehven veya yanlışlıkla küçük günah ve hatalara düşerse ve onları anladığı zaman veya ikaz edildiği zaman tevbe edip, günah ve hatalarından dönerse o mürşidin halinde beis yoktur. Çünkü bazı peygamberlerde de zelleler sudur etmiştir.

İkinci Yol:

RÂBITA-İ ŞERÎFE

Rabıtanın kelime manası; bağlanmak, kayıtlanmak, bent olmak veya rabtolmaktır. Aslında rabıta, bir sevginin, manevi bir halin mahsulüdür. Görünmeyen bu bağda, gönülleri birbirine bağlayan, görünmeyen bir sevgi bağı vardır. Bu bağ, sevgi yoluyla manevi hal üzerine bir hattır. Bu öyle bir hattır ki, ruhtan ruhlara sevgi ve inanç yoluyla verilen manevi mesajların karşılıklı oluşumudur.

Cenâb-ı Hakk’ın Kur’ân-ı Kerim’de bu mesele ile ilgili emri şudur:

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَكُونُوا مَعَ الصَّادِق۪ينَ

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun (takva sahibi olun) ve sadıklarla beraber olun!” (et-Tevbe, 9/119)

Âlemlerin Rabbi’nin: “Sadıklarla beraber olun!” emri hem suret, hem de mana ile beraber olmayı gerektirir. Bazı muhakkik âlimler, rabıtayı bu âyet-i kerime ile açıklayarak, rabıtayı bu âyet-i kerimenin manasına bağlamışlardır.

Diğer bir âyet-i kerimede ise Cenâb-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَابْتَغُوآ إِلَيْهِ الْوَس۪يلَةَ وَجَاهِدُوا ف۪ي سَب۪يلِه۪ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun (takva sahibi olun), (sizi) O’na (yaklaştıracak) vesile arayın ve O’nun yolunda cihat edin ki felaha kavuşasınız (umduğunuza nail, korktuğunuzdan da emin olasınız).” (el-Mâide, 5/35)

Bu âyetin manasına bakılıp “Bu âyetteki ‘vesile’ nasıl ‘rabıta’ diye tefsir edilebilir?” denirse, cevap olarak şöyle deriz:

Bu âyetteki mefhum, mana itibariyle geneldir. Genel emir “vesile aramak” olduğuna göre; “rabıta” da vesilelerden biridir. Belki de en önemlisidir. Rabıta yapılacak kimse ise; ya Rasûlullah (s.a.v.)’dir ya da O’nun varisleri olan ehlullahtır.

Yine Allah Teâlâ’nın şu âyetinde rabıtaya işaret vardır:

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّٰهَ فَاتَّبِعُون۪ي يُحْبِبْكُمُ اللّٰهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

“(Ey Habibim) de ki: ‘Eğer siz Allah'ı seviyorsanız hemen bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Çünkü Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.’” (Âl-i İmrân, 3/31)

Buradaki tabi olma, tabi olunan kimseyi görmeyi gerektirir. Bu görme ya hissi olur yahut mana yolundan tahayyülle olur.



*Bu çalışma, Abdullah Fârukî el-Müceddidî (k.s.)’nun “İslâm’da Zikir ve Râbıta” isimli eserinden ilgili bölüm, tahkik ve tahrici yapılarak dergimiz için hazırlanmıştır.


Bu yazıya yapılan yorumlar:



Henüz Yorum Yazılmamış

Bu yazıya siz de bir yorum yazabilirsiniz...
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 
Onay Kodu:
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 331 Toplam : 1900918                   Moderatör : Erol ŞEN |