Bugüne ait herhangi bir kay?t bulunamad?.

Bu Yazı'nın Yazarı : Ahmet Basri
Bu Yazar'a ait Diğer Yazılar :
Bu Yazının Kategorisi :  Rehber - 76 Sayi
Bu Yazının Okunma Sayısı :  8878
Bu Yazının Tarihi :  
Güncel Haber İslâm Ve Eğitim…Salih Evlat Yetiştirmek..

SALİH EVLAT YETİŞTİRMEK


Salih evlat yetiştirmek evlilikle ortaya çıkan en mühim görevlerdendir. Ana baba olmak Hakk’ın bir lutfu iken, bizlere; iyi bir kul, iyi bir müslüman, iyi bir insan olmaları yönünde eğitilmek, yetiştirilmek üzere evlatlarımızı emanet etmiştir. Çocuklarımızın “sâlih” yani Rabbimizin Yüce Kur’ân’ında örnek gösterdiği kullardan olmaları hem kendileri için dünya ve ahret saadeti, hem de görevini hakkıyla yerine getirmiş ebeveynin mutluluk vesileleridir.

Konunun ehemmiyeti bir yana, evlatların sâlih kullar olarak nasıl ve hangi kriterlere göre yetiştirilmesi gerektiği üzerinde İslâm âlimlerinin öteden beri çok önemli eserler vermişler, ilim ve irfan yuvaları oluşturmuşlardır. Temel kaynaklarımız ve hidayet rehberlerimiz Kur’an ve Sünnet ışığında bu mühim görevi bu gün icra etmek, öyle sanıyorum ki çok daha bir hayatiyet kazanmıştır.

Şimdi bu hususta derleyebildiğimiz notlarımızı ve bu hizmete katkısı olacağını düşündüğümüz bazı tespitlerimizi sizlere paylaşmak istiyorum.

Öncelikle işi en başından düşünerek, sorunların köküne ulaşarak denebilir ki; evlenecek kişilere dikkat etmeli, ahlâkı güzel, soyu temiz kişileri araştırmalı, Peygamberimizin (s.a.v.) buyurduğu gibi: “Kadın dört (hâl ve sıfatı) için nikâhlanır: Malı için, soyu için, güzelliği için ve dini için. Sen dindar olanı seç. (Aksi halde) iki elin fakirleşir.” (Buhârî, Nikâh 15)

Salih evlat yetiştirmek konusunu sekiz ana başlık hâlinde anlatmak gerekirse eğer, şu maddeleri sıralayabiliriz:

1) ÇOCUK SAHİBİ OLMA

Kur’ân-ı Kerim, Allah’ın; sevdiği, seveceği, hoşnut olacağı kimselerin çok olmasını arzu ettiğini söyler. Bütün salihler ve diğer makbul insanlar da, tertemiz nesillerin çoğalmasını istemiş ve bu mevzuda sistemler geliştirmişlerdir.

“Orada Zekeriya, Rabbine dua etti: ‘Rabbim! Bana katından temiz bir nesil bahşet. Şüphesiz sen duayı hakkıyla işitensin’ dedi.” (Âl-i İmran suresi, 38) Dikkat edecek olursak, Hz. Zekeriya (a.s.) duasını, sadece “nesil/zürriyet” olarak değil “tertemiz bir nesil/zürriyet” diyerek kuvvetlendirdi.

Hz. İbrahim’de oğlu İsmail’le Kâbe’yi inşa ederken Cenâb-ı Hakk’a şöyle yalvarıyorlardı: “Rabbimiz! Bizi sana teslim olmuş kimseler kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş (itaat eden) bir ümmet çıkar.” (Bakara suresi, 128) Onların zürriyetinden yüzlerce nebinin yanında, Efendimiz (s.a.v.)’in de bu zürriyetten gelmesi Cenâb-ı Hakk’ın bu duayı kabulün ifadesidir.

Ayrıca bütün salih insanlar da hep şöyle yalvarmış ve Allah’tan salih nesiller istemişlerdir:

“Onlar, ‘Ey Rabbimiz! Eşlerimizi ve çocuklarımızı bize göz aydınlığı kıl ve bizi Allah’a karşı gelmekten sakınanlara önder eyle’ diyenlerdir.” (Furkan suresi, 74)

2) TOHUMUN TEMİZ OLMASI

Çocuğun daha anne karnında iken said ya da şaki olacağını Hz. Allah (c.c.) bilmektedir. Ancak çocuğu sâidlerden olması için ebeveyn üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmesi de Rabbimiz ve Habîbi’nin emridir. Bu hususta her türlü tedbir alınmalıdır. Başta istek hayır üzere olmalıdır. Efendimiz (s.a.v.)’in izdivaçta ve zifaftaki ahlâkları güzelce yerine getirilmelidir. Zira herşey daha tohumun atıldığı andan itibaren başlar. Tohumun besmelesiz atılmışsa, ondan hayırlı bir semerenin meydana gelmesi Allah’ın lutfuna kalmıştır. Zirâ Ebu Cehil’den dahi İkrime (r.a.) gibi birisi meydana geldiğine göre, yaşantısı, çok menfi olan ailelerden bile bazen inançlı insanlar çıkabilir.

3) HELÂL LOKMA

Anne babanın vazifelerinden biri de kendi rızıklarına dikkat etmeleri gerektiği gibi çocuklarına da hoş, güzel ve helâl bir rızık yedirmeleridir. Yediğimiz haram, içtiğimiz haram, giydiğimiz haram ve hayatımız haramlarla iç içe ise, çocuğun saadet ihtimalini yok etmişiz demektir. Haramla besleniyorsak, ruh dünyamızı şeytana açık tutuyor sayılırız. “Muhakkak şeytan, insanın (bedeninde) kanın aktığı yerde (veya kanın akışı gibi) akar.” (Buhârî, İ’tikâf, 11) Dolayısıyla nesile de, nesebe de şerlerini bulaştırır. Başından itibaren, çocuğun bakımı, yiyeceği, içeceği, giyeceği herşey dinin meşru kıldığı daire içinde kalınarak yerine getirilmelidir.

4) TALİM TERBİYE

Allah Rasûlü’nün tavsiyeleri çerçevesinde, doğacak olan çocuk kız olsun, erkek olsun sevinmeli, sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet getirilmelidir. Doğan çocuk için Akika kurbanı kesmeli ve en önemlisi çocuğa sevimli, manası düzgün iyi bir isim koymak anne babanın önemli görevlerindendir. Peygamberlerin, Sahâbe-yi Güzin efendilerimizin ve sâlin insanların isimleri ile çocuklarımızı isimlendirmek Sünnet’e uygun davranışlardandır. Efendimiz (s.a.v); “Muhakkak ki sizin, Allah'a en sevimli gelen isimleriniz; ‘Abdullah’ ve ‘Abdurrahman’dır.” (Müslim, Âdâb, 1) buyurmuşlar, savaş ve düşmanlık ifade eden isimleri iptal etmiş yerine güzel isimler koymuşlardır. (bkz., Müslim, Âdâb)

Ebeveyn çocuğa dinini diyanetini, okuyup yazmasını, Kur’an okumasını öğretmelidir. Hayat ve sıhhat için faydalı, yarınlarına, her biri kendi sahasında önem arz eden bütün sporları öğretmeleri de güzel davranışlardandır. Ancak, çocuğun hayatta başarılı olması için yapılan gayetlerde şerî çerçeve (haram helâl ölçüsü) gözden kaçırılmamalıdır.

Rasûlü Ekrem (s.a.v.) Efendimiz buyurdular ki: “Evlatlarınızı (şu) üç haslet üzere terbiye ediniz: Peygamberinizin sevgisi ve O’nun ehl-i beytinin sevgisi üzere ve Kur'ân tilaveti üzere.” (Bûsayrî, İthâf, Bâb:14, c.8, s.185, h.no:7753) “Çocuklarınıza (gereken) ikramı yapınız ve güzelce terbiye ediniz.” (İbn-i Mâce, Edeb, 3) Peygamberimizin yolunu ihya istikametinde bir terbiye, çocuğa sunulmuş en büyük armağandır.

5) GÜZEL ÖRNEK OLMA

Her mü’min anne-baba, çocuklarını gayet tabi Kur’ân-ı Kerim’e göre yetiştirmeyi düşünürler. Ne var ki çoklarının bu hisleri, pratik hayatlarına aksetmez, daha doğrusu, ağızlarıyla söyledikleri güzel sözler, sonradan güzel davranışlara dönüştürülmezse, söyledikleri sözlerin tesiri şöyle dursun, bazen tam tersi davranışları yapması bile söz konusudur. Sözlerinin çocuklarının üzerinde etkili olmasını isteyen anne-baba, söylemek istedikleri şeyleri evvela kendileri yaşamalı, sonra onu başkalarından istemelidirler.

Doğru sözün yanında doğru hareket çok mühimdir. Çünkü davranışlarımızla sözlerimiz arasındaki değişiklik çocuğun bize olan güvenini sarsar. Öyleyse davranışlarımızı öyle ayarlamalıyız ki, onlar bizi evlerinin içinde sadece anne baba değil de kendiler için örnek (model, ideal) birer şahıs zannetmeliler. Bizde ciddiyet, bizde vakar, bizde hassasiyet görmeli ve sonuna kadar bize güvenmelidirler. İşte duygu ve düşüncelerin böylesi bir yolla intikalini başaran anne ve babalar en başarılı öğretmenlerdir.

6) ANNE BABA SORUMLULUĞU

Herkes kendi sorumluluk alanının mesulü ve çobanıdır. Her çoban da güttüğünden sorumludur. Nebiler Serveri (s.a.v.) bir hadislerinde şöyle buyurur: “Her biriniz birer çobandır ve raiyyetinden sorumludur. İnsanlar üzerinde idareci bulunan da bir çobandır ve o da onlardan sorumludur. Erkek de ev halkı üzerinde bir çobandır ve o da onlardan sorumludur. Kadın da kocasının evi ve çocuğu üzerinde bir çobandır; o da onlardan sorumludur. Köle de efendisinin malı üzerinde bir çobandır ve o da ondan sorumludur. Dikkat edin! Hepiniz çobansınız ve her biriniz raiyyetinden sorumludur.” (Buhârî, Itk, 17)

Konu, çocukların birer emanet kabul edilmesiyle alâkalı olunca şu hadis-i şerifin de konumuzla bağlantılı olduğu söylenebilir. “Her doğan çocuk, fıtrat üzere doğar. (Sonra) ana-babası onu Yahudi yaparlar yahut Nasrânî (Hristiyan) yaparlar yahut Mecûsî yaparlar.” (Buhârî, Cenâiz, 92)

Evet, her doğan çocuk, her şey olmaya müsait temiz bir fıtratla doğar, onları terbiye etme işi size bırakılır.

Öyle ise neslin yetişmesi hususunda, anne babanın dini ve kültürel eğitimi çok mühim olduğu gibi, terbiye konusunda da dini eğitimin esas alınması bir o kadar önemlidir.

Anne baba sorumluluğu, çok büyük bir sorumluluktur. Özellikle bizlerle birlikte yurtdışında yaşayan Müslümanlar kardeşlerimize de daha büyük sorumluluklar düşmektedir. Bunun bilincinde olmamız gerekiyor.

7) ÇOCUKLAR ARASINDA ADALET

Yine bu konuların başında çocuklarımızdan birini diğerine tercih etmeme prensibi gelir. Bu konudaki küçük bir kusur, bizi çocuklarımız üzerinde tesirsiz hâle getirmeye yeter. Nu'mân b. Beşîr (r.a.)'dan rivayet edildiğine göre; babası (Beşîr b. Sa'd), kendisini Rasûlullah (s.a.v.)'in yanına getirip: “Muhakkak ben, bu oğluma (karşılık almadan) bir köle verdim.” dedi. (Rasûlullah): “Çocuklarının hepsine bunun benzerini verdin mi?” buyurdu. (Beşîr): “Hayır” dedi. (Rasûlullah): “Öyle ise onu geri al!” buyurdu. (Buhârî, Hibe, 12) Diğer bir rivayette ise: “Sana iyilik yapma hususunda oğullarının müsavi olmalarını diler misin?” diye sordu. Babam: “Hay hay!” cevabını verdi. “O halde olmaz!” buyurdular. (Müslim, Hibât, 3)

Serveri Kâinât Efendimiz, meseleye esaslı bir çözüm teklif ediyor ve muhtemel bir problemi temelden hallediyor. Aynı hanedeki çocuklardan birinin diğerlerine tercihi, diğer çocuklarda, tercih edilen kardeşlerine karşı kıskançlık hissini uyarır ve kardeşleri birbirine karşı düşman hâline getirir.

Bilindiği üzere Yusuf (a.s.) rüyasında yıldızların, ayın ve güneşin kendisine secde ettiğini görmüştü. Bu iftihar edilebilecek durumu babasına açtığında babası: “Evladım bunu kardeşlerine anlatma” (bkz., Yusuf sûresi, 5) demişti. Maalesef neticede endişe ettiği şeyler gerçekleşmiş, kardeşleri Hz. Yusuf’u ölmek üzere bir kuyuya atmış ve bu olayla Peygamber hanesinde bile çekememezliğin insanı ne hâle getireceğini ortaya koymuşlardı.

Çocuklardan birini diğerlerine sevgi ve benzeri hususlarda tercih etme, kardeşlerde kıskançlık hissini uyaracağı ve hiç de farkına varılamayacağı şekilde baba ve annenin farklı muamelelerinden ötürü, şuuraltı bir nefret duygusu uyaracağı açıktır.

Anne baba olmak isteyen herkes Kur’ân-ı Kerim ve Peygamberimizin bu mevzudaki prensiplerini bilmeli ve ondan sonra yeni bir hayata “Bismillah” demelidirler.

8) İTİMAT DUYGUSU KAZANDIRMA

İnsanlık adına utandırıcı düşüncelerden biri de “Bu devirde babana bile güvenmeyeceksin” düşüncesidir ve yanlıştır. Peygamberimiz hep “itimat etmek” fikrini telkin eder ve çevresindeki çocuklar onunla alâkalı “itimat” dışında başka bir şey bilmezlerdi.

O, herkesin nazarında “Emin” bir insandı, çocuklara olduğundan fazla değer verirdi. Bir çocuğa “Sana filan zaman şunu vereceğim” diye söz vermişse bir büyük insanla sözleşmiş gibi sözünü mutlaka yerine getirirdi.

Ayrıca Allah Rasûlü (s.a.v.): “Muhakkak ki Allah, çocuğuna merhamet etmeyene merhamet etmez.” (Bezzâr, Müsned el-Bahru’z-Zehhâr-, c.12, s.14, h.no:5379) buyurur ve ümmetini kalp ve gönül insanı olmaya çağırırdı.

Çocuklarımızın bizler hakkında “yalan söyledi”, “dünya malına tamah etti” vb. şeyler söylemesine veya düşünmesine katiyen meydan vermemeliyiz. Onlar bizi her zaman sadık, mü’min, sabırlı, iffetli görmeli ve tanımalıdırlar.

Çocuğa, bilmesi gereken iyi ve güzel şeyleri, yaşı dikkate alınarak peyderpey öğretilmeli; ancak bilmemesi gereken (fısk-u fücur vb. kötülük nevinden olan) hususları da öğretmemelidir. Çocuk, kötü ve ahlâk dışı bilgileri öğrenme yollarına karşı muhafaza edilmelidir.

Dikkat edilmesi gereken diğer bir husus da; çocuk daha iki-üç yaşındayken hadisin ifadesiyle ilk söyleyeceği söz “Allah, lâ ilâhe illallâh” kelimeleri olmalıdır. İbn-i Abbâs (r.anhümâ)’nın Nebi (s.a.v.)’den rivayet ettiğine göre şöyle buyurmuştur: “Çocuklarınızın (ağzını) ilk olarak lâ ilâhe illallâh sözü ile açınız. (Yani onlara ilk önce bu kelimeyi öğretiniz). Ölüm sırasında da onlara lâ ilâhe illallâh’ı telkin ediniz. Zira her kimin ilk sözü lâ ilâhe illallâh ve son sözü de lâ ilâhe illallâh olursa, sonra bin yıl yaşasa tek bir günahtan dahi sual edilmez.” (Beyhakî, Şuabu’l-Îmân, Bab:60, h.no:8649, c.6, s.397)

Küfür ve kötü şeyler söyletilmemelidir. Tıpkı dünyaya gelen çocuğun beslenmesinde, çocuk doktorlarına müracaat edip “Şu haftanın, şu ayın gıdası nedir?” diye araştırdığımız gibi, bu konuda ehil kimselere müracaat ederek, “Beş yaşında çocuğum var, ne yapayım? Çocuğuma hangi bilgiyi ne zaman vermem gerekir?” diye sormamız, araştırmamız ve yerine getirmemiz gerekir. Öyle ise bir hekim gibi çocuğun seviyesini, yaşadığı zamanı, kültür çevresini bilerek ona göre bir şeyler verme mecburiyetindeyiz.

Salih çocukların duası ve istiğfarları, birer sadaka-ı cariyedir. Yani anne babanın (ölmüş olsalar bile) defterine hep sevap yazılmasına sebep olurlar. Çocuklar, kurban keserse, Fatiha okursa, sadaka verirse, yemek yedirirse yahut dua ederse anne babasının günahları Allah’ın izniyle affolunur, amel defterlerine sevap yazılır. Mesela İbrahim (a.s.) “Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.” diye dua etmiştir. (İbrahim sûresi, 41)

Rabbim cümlemize hayırlı nesiller, hayırlı zürriyetler nasip eylesin. Âmin!


Bu yazıya yapılan yorumlar:



Henüz Yorum Yazılmamış

Bu yazıya siz de bir yorum yazabilirsiniz...
İsim:
E-Posta:
Mesaj:
 
Onay Kodu:
Ziyaretçi Sayacı | Bugün : 158 Toplam : 1971900                   Moderatör : Erol ŞEN |